• 16.12.2019 00:00
  • (1623)

 1915 yılında İttihat Terakki'nin Techir'i, Ermeni halkını diri diri ölüme göndermesi bir soykırım mıdır, MEDZ YEGHERN/ "Büyük Felaket" midir?

Suçu hafifletmek isteyenler, tarihçiler ve hukukçular için farklı adlandırma bir anlam ifade edebilir de yaşanan zulmü değiştirmez.

Geçmiş ölülerin, geride bırakılanlar geleceğindir.

Zulmü yaşatanlar suçları ortaya çıkmasın diye muhakemeyi geçmişte tümden yasakladı, şimdi savsaklayarak yapıyor.

Mesela TC, "Her ülke benzer acılar yaşadı, arşivler ortada, açın bakın!" derken tüm devletlere "hepimizin dibi kara" dedi.

Evet, bu bir devlet suçu.

Ülke, devletin mülkü, insanlar da teba.

Devlet varlığını sürdürmek ve büyütmek için aldığı her karar her devletin bir egemenlik hakkı.

Bu bir egemenlik suçu.

İşte 1915 Techir kararının dayanağı da egemenliği Türklerle ve İslam inancıyla sürdürme tercihinin bir sonucu.

Emek dünyası bunu unutmadı, Ermeni halkı hiç; bıkmadan anlattı bu toplu ölümü ve zulmü.

Bu bir trajedi, felaket, doğal afet değil, teamüdendi.

İnsanlık önünde, insanlığa karşı işlenmişti , unutulamazdı, affı zaten çözümsüzlüğe, nedeni bulmaya göz yummaktı.

İnsanlık suçunu hukuk da unutturmadı.

Birleşmiş Milletler 11 Kasım 1970'de "insanlığa karşı işlenmiş suçlar" zaman aşımına uğramaz dedi.

Bu bağlamda dünyadaki halk örgütlenmeleri, kimi devlet parlamentoları 1915'teki Ermeni Soykırımı/ MEDZ YEGHERN'i kınayan kararlar aldı.

Bunlar insanlık adına olumlu adımdı, ama tabi ki soykırımı kabül, devletler için yüzsüz, utanmaz pişkin bir yüzsüzlüktü.

Hele dünya halklarını kana boğan ABD devleti için bu katmerliydi.

Son kararının altında da kim bilir ne devlet taktiği, ne pis egemenlik ve nüfuz oyunları var!

Ama kararı alan değil aldıran özne!

Başta Ermeni halkının yüreğinden dökülen acılı ağıtlar olmak üzere dünyadaki büyük insanlığın mücadelesinin sonuçları bunlar.

Büyük insanlık, emek bloğu mücadelede yalnız değil.

Mesela Şili'de kadına karşı şiddete karşı başlayan mücadele, "las tesis"e, Türkiye'deki kadınlar sokakta polis copuna rağmen ve vekil kadınlar parlamentoda gösteriyle omuz verdi.

İnsan hakları mücadelesi sınır, devlet tanımaz.

Türkiye'de devlet partileri malumdu da HDP bu kez de sınırı geçmedi, tanıdı.

HDP tam bir "kardeşim duymaz eloğlu duyar" durumu sergiledi.

HDP, "'Büyük Felaket'le yüzleşmenin yolunun çeşitli ülke meclislerinde alınan bu tür kararlardan geçmediğini düşünüyoruz." dedi.

Halklar niçin yüzleşecekti?

Halk bu suçu işleyen bir devlete neden parlamentoda öncülük edecekti?

HDP halkın partisi değil miydi?

Devlete tevil yollu bu kadar yakınlaşma çabası niyeydi?

HDP yönetimi önceki Tezkerede de aynı tutumu aldı, benzer eleştiriler yapıldı.

HDP komünist bir parti değil, kitlesel, yüzü sola dönük bir parti, tabi ki her renkten insan var, ama sanki sol literatürden hiç nasibini almamış bu yöneticiler niçin var?

Ödenen bedellere sürekli çığlık attırıyorlar!

Peki içindeki bileşenler, "gölgesinde mevsimler boyu oturup hayaller mi kuruyorlar" gelecek seçimde Kürdlerden kaç kontenjan gelir diye mi bekliyorlar, ne alemdeler?

Yönetim açıklaması bizi bağlamaz mı diyorlar yoksa çoğunluk kararına uyan çoğulcu değil de çoğunlukçu bir tutum mu sergiliyorlar?

Ne oldu okuduğunuz tuğla kalınlığındaki kitaplara, attığınız "Fabrikalar, tarlalar, siyasi iktidar her şey emeğin olacak!" sloganlarına?

Hiç kuşku yok ki Kürd hakları için mücadelenin siyasal rengine bakılmaz, ama HDP'nin konumunu tartışmada.

"Yüzme bilmeyenler niçin çıktı kavağa?"