• 19.12.2019 00:00
  • (1119)

 "Doğru soru, çözümün yarısı eder mi acaba?", "soruyu doğru anlamak çözümün yarısıdır" dendiği gibi?

Sorun ne?

Ortada çözüm olmayınca her şey.

Huzur istemek bile sorun.

Mesela demokrasi kara, demokrasisizlik kapkara.

Neden olmasın ki?

HDP seçime girerken, "Kürdistan'da kayyımlardan geri alacağız, Batıda kaybettireceğiz" dedi.

Kayyımlardan aldı, Batıda kaybettirdi, ama ne kazandı?

Sadece Ak Parti'ye kaybettirdi.

Devletin varyantlarıyla veya ittifaksız somut kazanç olmaz.

Devletin Kürdistanı, Pontusu, Trakyası olmaz, her yer devlettir.

Oylama eliyle kaybettiğini kanun eliyle geri alır.

Bahane mi yok?

Aklından Kürdistan devleti kurmak geçti veya kurmak isteyenlerle ışmarlaşacaktı vb uyduruk sürüyle bahane var..

Bu tür zihin okuyan isnatlara halk muhalefeti de yıllardır bağışıklı.

Seçimlerden bugüne kayyım atana atana neredeyse seçilmiş belediye kalmadı.

Hani nerede demokratik muhalefet?

Mumla ara!

Her kayyım ve kayıpta HDP, içe sinik kısas kültürü gereği, sözlü karşı misillemede, "salla, düştü düşecek", "meşruiyeti gitti" gazında; somut eylem planları ve "ana muhalefet" susta.

Ha, bu ara yeni partilerle birlikte söylem, "teröristse vur kilidi" demekten "mahkeme kararı olmadan kayyım atanmaz" demeye yükseldi.

Ama hemen her kurumsal söylem tam sahtekarca "dostlar alışverişte görsünler"de.

Esasen devlet kulağının üstüne yatıp varılan psikolojik siyasi düzeyi aşağı çekme derdinde.

Dert, tek kültür tek din tek dil, tek tek eski ayarları sağlama alma..

Ama atmosfer rajonsuz olmaz, ayılana gözaltı bayılana tartışma.

"Neslin deden"den Kanal İstanbul atıldı ortaya, her akşam ayrı bir kanalda, "neslin baban"larla ne İstanbul'u, devlet korosu "kurtar"mak için Türkiye'ye reflü sunmakta.

Devletin bir odağı, kanalla Türkiye'yi şaha kaldırmakta, sükseye, zenginliğe boğmakta, öbür odağı, TC'nin teminatı olan Montreux Boğazlar Sözleşmesi'ni fiilen çöpe attırmakla suçlamakta.

Medya yine cilalı bir beka sarmalında.

Gündem istenen yerde.

Kanal İstanbul uzmanlar arasında çözümlenmesi gereken bir sorun elbette ama amaç öncelikli olan devletin işleyen rotası, dümen suyu, tek tek.

Chp dahil devlet partileri ve aparatlarının bu rotada olması doğal.

Devlet içi arızalar, anti Tayyip/Ak parti, ekonomik büyüme kaç değilmiş gibi devlet içi eşikler halk muhalefetinin ana politikası olması doğal değil.

Halk da yönetenler de artık mücadelede profesör ve profesyoneller.

Hele HDP içindeki merkezleri ak saçlı "bilge" dolu bileşenler, neden bir proğram ve yol haritası çizmemekteler?

Yönetimin donanımı ve pratiği yetersiz olabilir ama çaresiz devlet içi cevaplara ve tutumlara girmemeleri için bileşenler neden omuz vermezler?