• 4.02.2020 00:00
  • (984)

 Bir reklam vardı "ağzı olan konuşuyor" diye, tıpkı onun gibi ağzı olan konuşuyor ama yüzü, dili devlet lehine dönükse konuyu bilsin bilmesin ağız dolusu konuşuyor.

Son günlerde kaşla göz arasında devlet başkanı Erdoğan Sivas Katliamı hükümlüsü 86 yaşındaki bir kişiyi kimi gerekçelerle af yetkisiyle tahliyesinde de bu yaşandı.

Düz bir mantık "ne var bunda, yaşlı bir insan, son günlerini dışarıda yaşasın" diyebilir de hukuka göre insanlık suçları affedilemiyor.

Burası Türkiye, burada hukuk 'sol'cusundan sağcısına düz mantığına ne uyuyorsa o en hukukidir demek artık yaşamın yolunu tıkıyor.

Düz mantığın adil bulduğu bir tutum varsa adaletinin tarafsız olduğunu kanıtlamanın ve de yaranmanın bir fırsatı olarak görüp basıyor harflere ya da kükrüyor mikrofona.

Sivas yaktırması katilinin affını tam da bu fırsata somut bir örnek sayıyor, adaletine yaşlı ayrımı yaptırmıyor.

Konu da devlet lehine dönük ya, ağızdan ballı adalet, köşeden ballı barış akıyor.

Gazetelerin imkanları kıt, bunları yayından önce redaksiyon kurulları olmadığı için köşe sahibi tapulu arsası gibi aklına eseni yazıyor.

Tabi ki ifade hakkına yasak yok ama köşeci bu tür ağır hukuki konuları bir uzmanına danışarak yazması gerekiyor.

İnsan düz bir bakışla 86 yaşındaki bir insanın dışarıda olmasını istiyor ama Sivas Yakması bir insanlık suçu, yakan da insanlık suçlusu.

İnsanlık suçlularının egemen cezacı görüşün caydırıcı ceza anlayışından ziyade, topluma, toplumun geleceğine zarar vereceğinden ötürü, etkilerinden azade olmak için izole edilmesi gerekiyor.

Ayrıca izole edilirken insani haklarının eksiksiz yerine getirilmesi de şart.

Konu hükmün niteliği, suçun evrenselliği yani dünyanın her yerinde suç kabul edildiği.

Bu niteliğin uluslararası mahkemelerde tescillenmesi önemli.

Tescillendi ise bu suça af olamaz.

Örneğin dünyanın dört bir tarafına kaçan Nazi suçluluları hücrelerde öldü.

Yönetimi dikta diye beğenilmeyen Suriye'ye sığınan bir Nazi subayı, Esad yönetimince ölene kadar hücreden çıkarılmadı.

Çünkü insanlık suçlarının affı yasaktı.

Uluslararası mutabakattaki cezalandırmayı tartışabilir, değişmesi için öneri sunabilirsiniz, kişisel görüşleriniz olabilir ama yürürlüktekine rağmen davranmak sivil itaatsizlik değilse doğru ve hukuki kabul edilmiyor.

İnsanlık suçlarına dair kararlar, tespitler, Birleşmiş Milletler ve uluslararası ceza mahkemeleri dosyalarında duruyor*.

Sorulacak insan hakları uzmanı hukukçular var, söz gelimi Ercan Kanar, Eren Keskin sorulsun da doğru bilgilenilsin diye memnuniyetle bekliyor.

Dolayısıyla böyle bir yazı yazan da yazdıran da sorumsuz.

Ama böyle bir yol izlenmesi gerektiğini anlatan ilk yazı değil ama bu bir türlü anlaşılmıyor.

Çünkü demokrasisi gibi, bu işleri iyi bilenler yapmıyor.

Ayrıca her hafta hasta, yaşlı, engelli hükümlülerin dışarı çıkarılmısı için toplanan duyarlı insanların çığlıkları hiçe sayılırken bu af ile uluslararası kararlara mı, Alevilere mi, adil tutuma mı posta atılıyor, bir yönelişin uçları mı ilan ediyor diye sorması gereken muhalif duruş, onay veriyorsa o duruşu sorgulamak gerekiyor.

Detaylı konu.

Paldır küldür onay vermemek, tartışmak gerekiyor.

Öğrenmeye de ihtiyaç var, ama belirgin bu kişisel ve örgütsel ideolojik törpülenme neyin alameti bulmak gerekiyor.