• 23.02.2020 00:00
  • (967)

 Türkiye gibi demokrasi kültürünün olmadığı ülkelerde siyasete katkıda bulunmak ancak demokrasi dışı tutumlarla daha mümkün, ancak amaç çabuk etkin olmak değil kalıcı olmaktır.

Daha önce ulus meseleleri, halkların eşitliği ve kendi kaderini tayin meselesi tartışılırken bir arada yaşam mı, bir arada örgütlenme mi, seksiyon mu, çok tartışıldı.

Ama demokrasi kültürü zayıflığından ve gücün etkinliğinden mi nedir, tartışmalar geri düzeylerde kaldı.

Bilindiği gibi Türkiye'deki sol önce her sorunu devrimle eşitledi; her şeyi devrimle çözeceğini ilan etti, bir nevi cennet vaad etti.

Gelemezdi, gelmedi tabi.

Sonra gerçek kendini adeta dayatarak kabul ettirdi, egemen güçler dahil herkes kabul etti, devletin her Diyarbakır seyahatinde Kürd sorunu "çözüldü".

Solda örgütlenmeler önerildi çözümler sunuldu; bir çözüm fırtınası yaşandı, ama fikir fırtınası yaşanmadı.

Çünkü eşit olmayan şeylerin ortak yönetiminden eşit yönetim çıkmayacağı dolayısıyla önce tarafların eşitlenmesi gerektiği anlatıldı  uzun uzun ama önerilen çözüm buna denk değildi.

Çünkü çözüme yine fikir ya da ilke değil pratik, güç etkin oldu.

Öyle ya, içe işlemiş, "toprak işleyenin su kullanın" ve gücü yeten yetene dolayısıyla, susta kalındı.

Eşitliğin yolları yapılmadı.

Suriye Baas Partisi'nin 11 siyasi partinin oluşturduğu halk konseyi tipi bir örgütlenmeye benzer bir yönetimle, bileşenlerden oluşan ama adına halklar denilen bir örgütlenme kuruldu: HDP.

Buna rağmen desteklendi.

Komünistlerin derdi Kürd milliyetçiliği mi idi ki desteklendi?

O halde neden Kürdlerden bile fazla, kraldan kralcı derecesinde olundu?

Çünkü daha ileri ilişkilere giden yolda önce eşitlik eşiğinin aşılması gerekliydi, bunu Kürdler önerdi diye tartışma önemsenmedi, ertelendi.

Ama olmadı, eşitlenmedi, "Aynı çatı altında boşa geçti seneler."

Çünkü eşitlik için Kürdlerin kendi çatısı, evi olmalıydı, HDP konsepti o değildi.

Eşitlik, kendi çatısı, inisiyatifi, haklarını alması, kullanması, zenginleştirmesi, maliyesini yönetmesi demekti ve bunların toplamı olan örgüt bağımsızlığı eşitliğinin bir ilanıydı.

Olmadı.

Çünkü bileşenler adıyla aynı çatıya dolundu, komisyon diktasıyla iradeye adeta ambargo koyuldu.

Oy veren, hapse düşen, gözaltı, infaza uğrayan Kürdler tıpkı çatıya zeval gelmesin mantığıyla sustu, her koşulda desteğini sürdürdü.

Aynı çatı altında mevsimler boyu oturdular, hayal kurdular ama bir türlü Kürdler haklı yerinde olamadı.

Neydi kılavuz söz, eşit olmayan ilişkiden eşitlik çıkmazdı.

Çıkmadı.

Öyleyse artık bu yanlıştan vazgeçme zamanı.

Hiç ajitasyona lüzum yok, bu kadar saldırılar varken bunlar ayrıntı denmemeli.

Bu ayrıntı çözümün aslı.

Siz hiç Filistin'e üst yönetimde kontenjanla gidildiğini duydunuz mu?

Duyamazsınız.

Zira saygısızlıktır.

Türkiye'de bu yıllardır yapılıyor ve Kürdler de bir biçimde buna alet oluyor.

İvedilikle düzeltilmesi gerekiyor.

Gölgesinde oturanların varoluş  biçimleri değiştirilmeli ki dayanışmalarının içtenliği ortaya çıksın.

Her bileşene gücü oranında mevki, makam değil gönüllü sivil kadro tavsiyesinde bulunulmalı.

Ve Kürdler kendi partisinin çatısını da politikasını da kendi oluşturmalıdır.

Bak o zaman Kürd halkının canhıraş desteğin artışına!

Bak o zaman ortada Kürd partisi, Türkiye partisi olsun mu olmasın mı tartışması kalıyor mu?

Çatı Türkiyeli neden taban Türkiyeli değil çelişkisi de kendiliğinden ortadan kalkmıyor mu?

O zaman HDP Türkiye'nin demokrat Kürd partisi olacak.

Türkiye'nin de tam ihtiyacı bu, Demokratik Türkiye Cumhuriyeti.

Demokratik Türkiye Cumhuriyeti, kürdler yok sayılarak ya da devlet partilerinin kuyruğuna takılarak değil eşitlerin ittifakı ile kurulacak.