• 28.04.2020 00:00
  • (917)

 HDP Eş Başkanı dedi ki, "Mustafa Kemal Paşa sorunun ağırlığının ve ciddiyetinin farkındaydı. Bunu halk egemenliği ilkesine dayalı, bütünlüklü bir demokrasi fikriyle çözmeye çalıştı."

Dedi de bu bir kafakol olarak algılandı, kimse yemedi.

Dostları "düşman kültürüyle davranan devleti "yumuşatmak" için bu tür sahte/optimist/Pollyanna yaklaşımlara ne gerek vardı be heval " dedi!

Halkla birlikte, barışçı, dik ve kararlı tutum alan bir güç olmadan hiçbir devlet "normal"leşmiyor. 

Özetle yinelenirse, İslam, M. Kemal'in 23 nisan 1920'de topladığı mecliste, her etnik topluluğa adeta bir teminat oluyor.

Ama bu etnik farklılıkları kabul ettiğine işaret etmiyor, ittifakın önemi açısından sadece o günlerde reddetmiyor.

Etnik farklılıklar biçimsel olarak Kürd İdris, Laz Temel, Çerkez Şamil  vb ismiyle çağırmak kadar sürüyor.

Bu tutum siyasi metine de yansıyor, 21 Anayasası'nda farklılıklar yerellerle/muhtariyetlerle mündemiç, özel olarak siyaseten korunmuyor ama reddedilmiyor da.

Ama devletten bir türlü tam kopamayan  sol yıllardır bunu boşuna oldu bittiye getiriyor devlet o günlerde kabul ediyordu sonradan bu hale geldi diye dayatıyor.

Neyse, iktidar bu reddetmeme durumundan da çok hoşnut değildi.

Çünkü ülkenin dört bir yanında nabza uygun toplu namazlar kılınıyor, hutbe veriliyor, Turan, Türklük, ülkenin sahibinin Türkler olduğu anlatılıyor.

Asıl amaç 1924 Anayasası'nda tüm tonlarıyla ortaya çıkıyor. 

Devamı biliniyor.

Diyanet ile Müslümanlar kontrol altına alınıyor, komünistler zaten ya öldürülüyor ya sürgün ya da hapis; aynısı fazlasıyla Kürtlere de uygulanıyor; Kürtçe tamamen yasak Kürtçeye kelime başına ceza veriliyor; Hristiyanlar, Yahudiler diken üstünde; Alevilik kilitleniyor.

Tüm o nispi demokratik açılımları hafakanlar basıyor.

Ey heval Sancar, bir kez daha anlat bu süreç nasıl yerel ve demokrasi için bir uğraş oluyor?

Olsa olsa M. Kemal'in o zamanlar zenginlik hazinesi farklılıkları sayarak posta atma gücü veren teşekküllü devlet ve kurumlarının oluşmasını, şartların olgunlaşmasını bekliyor.

Bu zamanlamalar, süreci olumlayan zihinlerine göre de o yapılanlar akıl, kıvrak zeka ve hatta deha işi oluyor.

Tanımı kişisel olumlu ya da olumsuz subjektivitelerle yapmamak gerekiyor.

Yapılanları bir taraftar olarak değil ilkesel olarak analiz etmek gerekiyor.

Dolayısıyla bu egemen devlet kültürü olan başarı için faydacılık, her şeyi kullanma, her yol mubah diyen çapaklı mirası yok saymamak ama üstlenmemek, halkın kendi olmasını sağlayacak örgütü oluşturmak, etik, ilkeli ve komün kültürüyle donanımlı yeni bir seçenek oluşturmak gerekiyor.