• 4.05.2020 00:00
  • (847)

 Ramazan Müslüman aleminin bir ayı; oruç tutuyor, tutan tutmayan, herkes tutanlara saygı duyuyor.

Bunlar oluyor, ama herkesin tepesinde ihlale hazır bir saygı kılıcı sallanıyor ki bu gerçeğin de altınının çizilmesi gerekiyor.

Çünkü Ramazan duyarlılığı, kimi odaklarca teyakkuza geçirilip suça dönüştürülebiliyor.

Müslüman olmayanlar hep diken üstünde, bir saldırıya maruz kalmaktan ziyade bir saldırıya bahane olma tedirginliği yaşıyor.

Ak Parti devletinde de psikolojik özgüven dışında yurttaşlar aynı minvalde, devletin Diyanet'e emriyle "laik" "laik" yürüyor.

"Devlet laikse Diyanet ne, Diyanet varsa devlet nasıl laik!" koca bir çelişki ve tabi Anayasaya yazmakla Türkiye laik olmuyor.

Mesela çok tartışılan türban, devletçe bir giyme özgürlüğü değil,  yasak bir simgeydi, 2002'den sonra bile "şartların/devletin olgunlaşması"yla serbest kaldı.

Diyanet o günlerde gıkını bile çıkaramadı, çünkü Diyanet kurulduğu 1924'ten beri hep düz bir "Emret iktidarım/devletim!" memurluğu.  

Devlet "irticayı zaptetmek" gerekçesiyle Diyaneti kuruyor, Müslümanları, onun egemenliğiyle de diğer inançları zapturapt altına alıyor.

Bunun laiklik olmadığı, ilkesizlik olduğunu anlatmak için kurucu egemen anlayışa sormak gerekiyor:

Baroyla tartışma dahil,  dert hakikaten bugünkü Diyanet'in yanlış söylemleri mi, iktidarın dünya anlayışına uygun tutum ve söylemleri mi rahatsızlık nedeni oluyor?

Diyanet'in eşcinseller ve lbgt ile ilgili teşhir ve hak ihlali ve teşviki sözler, tek söz söylemediği küçük kızların ve çocukların tacizi ve kadın cinayetleri ve daha birçok vicdan kanatan konular doğrudan devleti bağlıyorken bunların hesabı neden devlet yerine memur Diyanete soruluyor?

Devlet muhalefeti çoğu icraatta devletle ortak, tutarsızlık konusunda da kıdemli, Diyanetle iktidara vurmak istediği, amaçlarının hakikaten laiklik olmadığı açığa çıkıyor.

Mesela boğaz köprüsü vb açılışlarda Diyanet ve Genelkurmay Başkanı ile poz vermelere gıkları çıkmadı.

Biçimsel olarak laiklik karşıtı, militarizmle yandaş durulduğunu, popülizm uğruna sessizliğin fiilen meşrulaşmaya yardım olduğunun ayrımında değil miydiler? 

"Laik" devlet kurumları, hiç "Paskalya'mız' kutlu olsun" demiyor ama İslami dini bayramları, koro halinde bayramı"mız" diye kutluyor, diğer inançları yok sayıyor ve bunun laik tutum olmadığını bal gibi biliyor.

Belediyeler, kurumlar özellikle 12 eylülden sonra değişen bu ılıman İslami üslup kaynağını nereden, bir merkezden mi alıyor?

Hele gözlere batan Covid 19 dayanışmasıyla, eskiden savunur gibi yapılan sosyal devlet anlayışı yerine sadaka kültürüyle hizmet gayreti, hukuk ve laiklik karşıtı duruşu yaygınlaştırmaya hizmet ettiği akıllarına mı gelmiyor, derin komitelerin attığı fiili format yüzünden mi oluyor?

Ankara Barosu Diyanet'in 24 nisan hutbesinde söylediği sözleri eleştirdi, devlet de "haddini bil!" dedi.

Ak Parti, başlattığı bu tartışmayla ideolojisinin gereğine, Diyanet eliyle kendi anlayışını, din kültürü ile yaşamın kapsamını biraz daha genişletmeye devam etti.

Kamburları, ilkesizlikleri izin vermiyor, Diyanet kapatılsın, devlet her inanca eşit yakınlıkta olsun diyemiyorlar.

Demokrasi güçleri herkesi demokratik cumhuriyet için ilkeli   ittifaklara bekliyor.