• 12.05.2020 00:00
  • (838)

 Devlete nokta manşetleriyle ünlü gazeteci Ahmet Şık, 2018'de seçildiği HDP milletvekilliğinden istifasını şöyle ifade etti:  

"Eş başkanlarımızı tenzih ederek, parti yönetiminde bulunan hakim bir anlayışın HDP'nin gücü, anlamı ve değerleri hilafına demokratik teamüllerden uzak tutumlarında ısrarları nedeniyle.."

"Eş başkanlarımız"daki "mız",  anlayana istifanın özde olmadığının belgesiydi.

HDP istifaya şöyle cevap verdi:

" İstifa kararı kendi takdiridir. HDP üzerine düşen siyasal ve tarihsel sorumluluğun farkında olarak çalışmalarını sürdürmeye devam edecektir."

"Üzerine düşene devam"lı mini bir dirsekli açıklamayı, bir tv söyleşisinde, Eş Başkanın tasavvur ettiği ortalama nabza "denk" açıklama izledi:

"Eleştirileri ve istifa tarzını doğru bulmadım. HDP'de, işleyişte sorun varsa da Ahmet'in kast ettiği gibi değil, daha farklı, şeffaf bir yapının gerekli olduğunu

ben de söyledim ve bu konuda da hep bir çaba var. " dedi ve bazı tembihler ekledi:

"Ahmet yine yürüdüğümüz bir yoldaşımızdır. Yaptığı doğru olmasa bile çatışmamız olmaz. Demokrasi ve özgürlük mücadelesinde sık sık buluşacağımızı düşünüyorum. O nedenle kimse buradan HDP'yi veya Ahmet'i yıpratacak bir tartışmaya girmesin lütfen. 'Kimseye buradan ekmek çıkmaz'."

Açıklamada ilkin "sık sık buluşacağımız için HDP ve Ahmet tartışmasına girilmesin" gibi faydacı bir absürdlük göze çarptı, ancak geneli öyleydi, kendine has tasarı ve doğal bir sıradanlıkla devam etti.

İstifaya tirazlar, önceden söylenenlerin vekillikten sonraki biçimiydi: "vekilliği sahibine teslim etsin", "vekillikten de istifa etsin", "yol geçen hanı mı", "zamanlama olmadı", "kime yaradı" vb. mülkiyet temelliydi.

Belki birilerine ekmek de çıktı, ama tırnak sürtmeler sonuç alamadı, hepsinden önemlisi bu eleştirilerden HDP'ye ne çıktı?

HDP eleştirileri bir veri mi yaptı, yoksa giden yanlış, gelmeyen zaten yanlış, acıları biz çekiyoruz yalnız, en doğru biziz mi dedi?

İstifa dün vardı, yarın da olacak, ilkesel yaklaşım içinde değerlendirme yapılmazsa, günübirlik cevaplarla doğru gelenek ve demokratik bir parti kültürü oluşmayacaktı.

Dolayısıyla partinin, istifa hakkını teslim eden, nedenlere değinen bir raporu parti kültürüne katmak şarttı.

Ama maalesef olmadı, olmadığı gibi yetkili cevaplarda konuya dair umut da yer almadı.

İstifada doğru olmayan eleştiri ve tarz ne, üyeye ve halka açıklamak gerekirken, söylemler kanıtsız, soyut bir suçlama olarak kaldı.

Sayın Sancar'ın  TV'deki bu açıklaması belki o klasik "kazandık retoriği"ne uygun, "doğru yoldayız"a getiren cümlelerdi, ama ikna edici değildi, HDP tabanını tahkim etme isteğinden öte gidemedi.

Ayrıca öyle her lafla eğilip bükülmeyecek, çok politik HDP tabanı "ayrılmak kötüdür duygusu" üzerinden tahkim edilemezdi ama o tabana öyle bir çaba da etik değildi.

Belki popülist sapmayı politika içi sayan egemen bezirgan anlayışı çok da yanlış görmeyen sol ve HDP'den de birileri olabilir de o tutuma ne demokrat ne de sol denirdi.

Çünkü istifa, üye olmakla eşit haktır demeyen her yaklaşım her daim sınıfta kaldı.

Haktan sonra konan her bağlaç her daim devlet kültürüne, devletle rezonansa çıktı.

Hele ki komitacı bir gelenekle kurulan devletin dikta katı merkeziyetçiliği ve cemaatlerin kanun bile tanımaz kıskacı altındaki bu ülkede birey haklarını böyle ortalamak umuda balta vurmaktı.

Güven vermek, inandırıcı olmak ancak ve ancak hakların yaşandığı pratikleri çoğaltarak mümkündü.

Temel haklar şartla doğrulanmaz be heval Sancar!