• 16.05.2020 00:00
  • (858)

 Halk muhalefeti adeta devlet içi gündemle didişmekten kendi gündemine vakit ayırmıyor.

Ama egemen sınıflar ittifaklarını kurmuş, tutmuşlar köşe başlarını, icraat sermaye çıkarına göre, ülkeyi keyfi keyfi yönetiyor.

Aralarında çıkar anlaşmazlığı çıkınca Cumhur, Millet diye ittifaklar kuruyor, halkın sağlığı, güvenliği vb alet edilerek ağız dalaşı ediliyor.

Bunlar biliniyor ama sol, çözümün kendi gücü olduğunu bilip işine bakmak yerine, adeta devlet içi çelişkiler kuyruğunda bekliyor.

Mesela Akşener, Erdoğan, Kılıçdaroğlu,  Bahçeli, Karamollaoğlu, Uysal, Davutoğlu ve  Babacan’ı bir 'memleket masası'na çağırdı, ama muhataplardan çok "gerçek" sahipler gerildi.

Çağırır, fikri doğrultusunda zikri, o da devletin has bir odağı, pastadan payı için güç örme girişimi..

Kim bilir belki içinde bulunduğu ittifakın HDP'ye mecburiyetinin önünü kesmek, belki de Ak Parti içindeki MHP çelişkisine seçenek olmak veya hepsiydi de.

Ama Cumhur İttifakı yeni ortak istemedi de devletin "inanç, dil, halk, sınıf ve her konuda solist" korosu asılın kendi olduğunu Akşener'e memleket dersiyle vermek istedi.

Devlet içinde anti Kürd stratejiydi, dışında içerik heterojendi, ama dersin görünen yüzü "Kürtler de 'Türk'tür/ vatandaştır, ayıramazsın!" idi.

Tema, muhalif devlet medya ve entelijansiyasında yumuşatıldı.

HDP yasal bir parti, 90 milyon yardım alan 3. partiyi çağıramıyorsan, kapatmak lazım dediler, HDP'yi davet etmeyen Akşener'e.

Amaç, ortaklığın suçlu anti Kürd yanı bir yana Akşener'i ikna etmek de değil bu vesileyle iktidarı dövmekti.

Entelijensiya ilkesizdi, HDP,  bir görüşün örgütlenmesi, demokratik hakkını kullanıyor diyerek savunamadı.

HDP kanıtsız şiddetin ürettiğine rehin yapılmak istendi.

Adalet isyan etti.

Sindirme dilli bu "neden çağırmadın"a soldan da ton farklı ama kucaklayıcı devlet dilli bir destek de geldi.

Halkın yazarı Oya Baydar, "Nüfus ağırlığı Kürt, Kürt seçmenin mutlak çoğunluğunun HDP'ye oy verdiği Doğu-Güneydoğu bölgesi memleket sınırları içinde değil mi?" diye sordu.

Doğu-Güneydoğu coğrafi devlet diliydi ve sınır içi davet siyaseten kimliksiz olunca, kişilikli temsili içermeyecekti ve "Sezar'ın hakkı" belirtilememişti.

Sonra "Altı milyon oy ve bir o kadar insanın temsilcisini yok saymak, öteki, şeytan, memleket dışına itmektir. Gerçek ayrılıkçı ve bölücü bunlar.." dedi.

Bu kez de kitaplar alıntı sırasına girdi.

Gerçek neydi, bölücü neydi, bunlar yıllardır hakka saldırı nedeni ve  yazanlardan biri de Oya abla değil miydi?

Kaynaşmış imtiyazsız, sınıfsız  bir toplum değiliz, sınıf ve tabakalar, halklar var, çarşaf çarşaf kavram, terim yazan Oya baydar'dı.

Terim ve kavramların boynu büküldü.

Bu devlet içi tartışmaya HDP eş Başkanı Sancar da katıldı:

"Akşener, ‘Bu iktidarın kutuplaştırıcı, dışlayıcı ve ayrıştırıcı bir üslubu var’ diyor, oysa kendileri de bize karşı iktidarın yaptığı şeyin aynısını yapıyor." dedi.

Yani o da çağrılmamayı şikayet etti, Akşener'e Cumhur ittifakına gitme niyetine bizi alet etme diye ekledi de halkın masası hak hukuktur, o masa halkın değildir, çağrılmamamız isabettir diyemedi.

Ama HDP'den ana demokratik saikine halel getirmedikçe desteğini çekmeyen tabana Sancar'ın şu sözleri hem yetti hem de bu sıradan operasyonu çöpe itti:

"HDP gövdesi Kürt, dalları halklardan."

Halk güçleri demokrasiye, sermaye güçleri egemenliğini devlette tahkime devam etti.