• 10.09.2020 00:00
  • (633)

 Eski HDP eş başkanı Selahattin Demirtaş dönemeçlerde mesaj veriyor.

Açıklamaları, mevcut politikaların irinlerini deşiyor, çözücülerin gözleri önüne seriyor.

Ne bir eksik ne bir fazla, doğal, kendi halince söylüyor.

Demokrasi yanlıları da öyle, kendi halince yorumluyor.

İyi de neden içerinin de dışarının da işini Selo yapıyor ve hala neden içeride oluşuna hukuka ve  kanunlara uyan mantıklı bir cevap bulunamıyor?

Hukuk kanun durdu, işlemiyor, Selo yatıyor.

Anayasa'nın 90. maddesi gereği içeride tutulmaması gereken Selo, sanki tahliye kelimesi infazından çıkarılmış bir hükümlü gibi hapis yatıyor.

Bu icbarın öznesi insan olunca rehinmiş de bunun nesi rehin oluyor?

Bir teorisyen/ filozof, Kürd tarihi ve kültürü uzmanı, mücadele sponsoru değil ama olsa da hukuken bir rehinlik arzetmiyor.

Tabiri caizse ne bir eksik ne bir fazla, orta boy bir Kürd aydını, hep kendi halince yazıyor, söylüyor.

Müddeti belirsiz hapisane icbarında, arada bir ketılla da olsa tivit atıyor, buharıyla barış işareti veriyor, havalandırma tepesinden geçen uçaklarla selam yolluyor.

Her açıklaması, "dışarda yapsa, bu kadar etkisi olmazdı" dedirtiyor, ama esasında içerinin ve içeriğinin mazlum, mağrur ve vakur duruşunun ağırlığını taşıyor.

Dışarısı o kadar sığ o kadar günü birlik, faydacı, o kadar çok devlete sallanan kuyruk var ki, Selo'daki mini bir derinlik, çölde su bekleyenin susuzluğunu gidermesi gibi etki yapıyor.

Oysa her açıklaması ne bir fazla ne bir eksik, tamamen kendi halince söylüyor.

Mesela Selo, "Ben muhalefette hiçbir ayırım yapılmadan, ön şart ve ön yargılara teslim olunmadan herkesin demokrasi ilkelerinde buluşması gerektiğine inanıyorum.

Yoksa bagajı, eleştirel geçmişi olmayan siyasetçi ya da parti var mı ki?” diyor, sanki olayı düzlüyor.

Allaaah, hemen herkes, özellikle de devlet iknacı kesim tam gaz destek veriyor, sözü göklere çıkarıyor, Selo'nun sözü "ulu"lanıyor.

İknacılar etrafına " Bakın Demirtaş da bizim gibi "objektif", Millet İttifakı bileşenlerini dışlamayan derinlikte.." diye galip takımın taraftarı gibi bakıyor.

Oysa Selocanın açılımı kitabi alıntıları değil bir akıl yürütmeyi barındırıyor.

Doğrusu da zaten o, demokrasi cephesi ilkeler üzerine kuruluyor ama orada yer alacak  hiçbir parti ve kuruluşa ön şart ve yargılarını savunmayı ve eleştirmeyi yasaklamıyor.

Düz görünen söze mini bir süzgeç yetiyor.

Her kuruluş geçmişindeki suç ve onuru duymaya hazır olmalı ki sahtekarlık ortak ilkeler altında gizlenemesin, aksine açığa çıksın.

Her pratik bir arızayı açığa çıkarıyor.

Mesela Selocan, "Başak'la Meral hanımın kapısını çalar, kahvaltıya geldik, derdim" diyor sadece Meral hanıma değil adeta devlete projeksiyon tutuyor.

Meral hanım tıpkı kendi gibi ama kendi de devletin asıl bir öznesi olduğundan tam devlet cevabı veriyor:

"Güneydoğu’da şöyle bir gelenek var, kan davalınız bile olsa kapınızı çaldığı zaman içeri alırsınız. Evin en yaşlısı karşılar. Gittikten sonra davanız devam eder."

Davanız sözcüğü insana "bırr!" dedirtiyor.

Ama Meral hanım "doğrucu", devletin ve kendisinin Kürd sorununa nasıl baktığını bir kez daha dobra tekrar ediyor:

"Kürdlerle kan davamız var."

(Kürdlerle değil terörle denecektir ama Kürdlerin anadilde eğitimi başta olmak üzere demokratik hakları teslim edilmediği müddetçe o özne Kürdlerdir.)

Ama  bu yüzyılda, insanı ürperten bu kan davası nedir?

Kan davası hukuksuz çatışma, bir kin, öç alma çatışmasının adı.

Çatışanlar birbirinin taş üstünde taşı, omuzda başı görmek istemiyor, çiçeği, böceği, fideyi, kümeste civcivi, kundakta bebeği öldürüyor, mezarları dahi rahat bırakmıyor.

50 yıl öncelerde özellikle devlet hakem olup kan davalarını bitirmeye çalışıyordu ama Kürd sorununda kan davası sürüyor.

Soru Demirtaş'ın, seçilmiş Kürdlerin ve demokrasiyi savunanların içeride oluşuna kadar dayanıyor.

Açıklama bir gerçeği tekrarlıyor ama sorun ondan da öte.

Çünkü böyle demokrasi dışı donanımlara sahipler tek adam rejimine karşı demokrasi alternatifi olmaya çalışıyor.

Devlete karşı seçenek yine devlet, maalesef.

İnsanın imdaat diye bağırası geliyor ama sorun öteden de ötede.

Zira memleketin demokratları "aman dikkat edelim kaçmasın"  kişiliksizliğinde bu tescillilerin, CHP ve İP, kuyruğuna giriyor.

Halkın aklını başına toplaması gerekiyor.

Tek adam rejimine karşı evet ama demokrasi egemenden hak alma mücadelesidir, devletten ve devletçiden demokrasi çıkmayacağını saklamadan olmalıdır, ki Selocan da kendi halince söylüyor: " tek adam rejimi gidebilir ama gelecek olan demokrasi olmaz."