• 14.11.2020 00:00
  • (451)

 Savaş egemenlik siyasetinin gerekli gördüğünde kullandığı bir araç.

Dünya sınıflı topluma geçip egemenlikler üzerine kurulduğundan beri bu araç sık sık kullanılıyor.

Bunda başı ABD çekiyor.

Geçtiğimiz yüzyılda Vietnam'da zulmün zirvesine çıkan ABD her egemenlik pekiştirmesini silahla hallediyor.

ABD ordusu 20 Mart 2003'de müttefikleriyle Irak'a giriyor Orta Doğu'yu işgal ediyor.

Emperyalizmin başı haydutluğunu yapar da diğer çeteler durur mu, Orta Doğu'da gücü gücüne yeten çarpışmalar başlıyor.

Rusya devleti, bölgede güç bende diyor, kontröle girişiyor.

Dengelenmiyor, Karadeniz ve Hazar denizi arasında yer alan, Avrupa ve Asya'nın sınırında, Kafkasya'da, Ermenistan ve Azerbaycan devletleri halkı birbirine boğazlatıyor.

Savaş tamtamları Elbrus Dağı'ndan Burseya Dağı'na, oradan Ağrı'ya yankılanıyor, oluk oluk yoksul çocuklarının kanı akıyor, ama yine de zalim küresel kasalar doymuyor.

Yoksul çocukları ölüyor, emekçiler ve dünyadaki yaşam dostları, yaşanan acı ve yakılan ağıtlar, yıllar içinde kanıksandı mı ne, artık yeterince duyulmuyor.

Savaş, sağ bir politika, silahlı siyaset, ama sesi çıkan sol da barışın teminatı olmakta artık tamamen yetersiz kalıyor.

Neden?

Çünkü solun sesi, yalın değil, yurtseverlik, ulusallık ve yurt savunması gibi konular gündeme gelince egemen kültürün aritmetik batağından yüzyıllardır çıkamıyor.

O yüzden insan, güncel olan Ermeni ve Azeri solun soldan dökülüşü ve de Türk solunun barışçı duruşuna Müslüman inancını karıştıran iki yüzlü kurnazlığını yadırgamıyor.

Oysa daha 1915'de Rosa Luxemburg dönemine göre olağan üstü ama bugüne göre çok doğru ve yalın bir cümle kuruyor:

“'Ulusal çıkarlar' ve 'anayurdun güvenliği' düşüncesi faşizm tarafından proletarya için zincirler ve prangalara dönüştürülmüştür."

Ama sol doğru donanımla yürüyemediğinden daha o yıllarda bunu ana politika haline getiremiyor, üst birliği olan ll. Enternasyonal(1889-1914)' de savaşa yaklaşım yüzünden bölünüyor, çöküyor.

Günümüzde bilinçlerdeki çapağın başlangıcı ortaya çıkıyor.

Dolayısıyla ana politik duruştaki çapakların temizliğine tarihi, siyasi ve kültürel köklerden analizle başlamak gerekiyor.

En yakını l. paylaşım savaşı.

l. emperyalist paylaşım savaşı politikasında solun egemenlik ve egemenliğe bağlı konularda çarpıldığı, şovenizme ve devlet politikalarına teslim olduğu çok net görülüyor.

Hatta o teslimiyette komünist partilerin bir kısmı sosyal demokrat olan isimlerini devlete bulaştı diye değiştiriyor, sosyal demokrat ismini devletleşen "sol"culara bırakıyor.

Devletleşenlerin başını çeken Alman, Fransız ve Belçika sosyal demokratları, sıra kendilerine gelene kadar dış politikada "ulusal savunu" adı altında Hitler'i destekliyor.

Bu noktada akla Türkiye'den çok güncel örnek geliyor.

Sosyal demokrat sanılan bir devlet partisinin her dış icraattaki kayıtsız şartsız desteği trajik ve üzücü, ama daha üzücü yanı bu solcu ve sol politika diye savunuluyor.

Esasında buna içine  devlet kaçmış ve ulusalda erittiği kişilik, kimlik ve halkı, bir türlü kendine itiraf edemeyen bir icraattan başka bir şey değil.

Ama bu itirafı kendine sol diyen emekçi kesimlerin siyasal temsilcileri de aynı sebeplerden yapamıyor.

İleri kapitalist ülkelerin solcularının yanlışı, sadece yurt ve savunmada değil, küçük ülkelerin, gücünden çok sömürgeye sahip olmasını da adil bulmuyorlar.

Ve insana, "hay sizin adaletinize!" dedirtiyorlar.

Ve bunun için Alman sermayesinin büyüklüğüne denk nüfuza sahip olana kadar  Hitler'i desteklemeyi savunuyorlar.

Terim ve kavramlarla da oynuyorlar, işgalcilere "dış faşizm" deyip ona karşı ülke faşizmini destekliyoruz  diyor, mülkün ton farklılıklarında geziniyorlar.

Sermayelerine destek, ulusal kibir, şovenizm ve sömürgeciliği savunmaya kadar varıyor.

Yoksul sömürgeleştirilen ülke ve halkını gerici/cahil görüyor, sömürge ve fethin medeniyetle tanışmaya araç olacağı, bunun çok gerekli bir sistem olduğunu söylüyorlar.

O dönemin ucuz elitistleri, sömürgeden kurtulmayı istemek ne kelime, halk cehaletten kurtulana kadar sömürgeciliği iyileştirerek sürdürmek gerektiğini savunuyor.

Aşina değil misiniz özne ve işlevini bırakıp "Kıro"lar ne anlar medeniyetten; 'imam ne derse onu yapan bir Müslüman kadın profesör olsa ne yazar' diye küçümseyen modern elitizme?

Ve unuttunuz mu oyunu çobanla eşitlemeyen, eşitleyen komünistleri liberal diye küçümseyen egemen kültür yağdanlıklarını?

Hele Fransa'da o dönemin en güçlü partilerinden Fransız Komünist Partisi tam bir emperyal modernist; 1956'da açık açık sömürge politikasını savunuyor, savaşı destekliyor, Cezayir'in bağımsızlığına karşı çıkıyor.

Cezayir kurtuluşunu, karşısındaki dev güçlere rağmen onurla destekleyen Jean Paul Sartre, Albert Camus ve Francis Jeanson kendini sermaye mülküne korumalık yapan Fransız "sol"unun utancını  tabi ki yok edemiyor, ama her şartta "onurlu bir duruş mümkündür" diyor.

Onurlu duruş, proleter, emekçi yurtseverliği ya da yurtseverliğe enternasyonalist pekiştirme sıfatlı özle barışık olmayan biçimsel süsleri reddediyor.

Rosa'nın sözleri geçerliliğini koruyor, '“Ulusal çıkarlar” ve “anayurdun güvenliği”  halka zincir ve pranga'.

Savaş hala bir egemenlik zulmü olmaya devam ediyor.