• 21.11.2020 00:00
  • (329)

 Bir süre önce infaz  yasasına teğelli özel bir afla çıkarılan eski organize suçlar başı Alaaddin Çakıcı, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nu tehdit etti.

Çakıcı Kılıçdaroğlu'na, müktesabatı çerçevesinde hazırladığı iki açıklama içinde, "Ulan dürzü! Köpeklik yaptığın vatan hainleri.. fasülye çubuğu ve bakla kazığı ile tanıştırırım." gibi galiz sözler etti.

İmdat diye bağırsan ne çare, devlet sustu.

Adeta taraftar tavlamak için hak hukuk adalet demişler gibi, gür bir sesle hukuka davetiye çıkarmaları gerekirken bir süre CHP de sustu.

Heralde CHP, devletin bir açıklama yapmasını bekledi, yapmazsa suçüstü yapmak istedi.

İyi de bu noktaya nasıl gelindi?

Kılıçdaroğlu bir grup konuşmasında  hükümete, "Mafya liderlerini, kaçakçıları serbest bırakıp düşünce suçlularını hapsetmekten vazgeçecek misin?" diye sordu.

Çakıcı, topa girdi, Kılıçdaroğlu'na, '"Akıllı ol" Bahçeli'ye "Sarayın bekçisi" deme' dedi.

Peşinden taraflar kendi meşrebince polemikleşti.

Bardağı taşıran Çakıcı'nın o galiz sözleri oldu.

Öyle ya, bir devlet kurmuş, şimdinin devlet içi ana muhalif koca bir parti eski bir organize suçbaşından mı korkar, aksine hesap sorardı!

Aslında Kılıçdaroğlu, devlet sorsun, o da "yeni çıktı, şekeri/tansiyonu yüksektir, yaşı da ilerledi, özür dilesin, unutalım" demeyi, babayani görünmeyi isterdi heralde de onlar da kaşar, kimse oralı olmadı.

İş başa düştü, CHP suç duyurusunda bulundu.

Bir süre sonra da hükümet vekili Bülent Turan, bu alt düzey kavganın üstüne konup hukukilik mi tasladı, yoksa yasak mı savdı, "Soruşturma açıldı" dedi.

Ama devlet ortağı Bahçeli, Çakıcı'ya sahip çıktı, "Değerli ülküdaşım Çakıcı'ya mafya bozuntusu demek, yeraltı dünyasının karanlık yüzü suçlaması getirmek müfteriliktir, seviyesizliktir" dedi.

Edişme argomsu düzeyde devam etti.

Kılıçdaroğlu, çakal dedi, Çakıcı, "Başta sen, avanende yürek varsa, hep sokaktayım. Çakal gibi uluyup hatun gibi konuşacağına beni öldürtsene." diye cevap verdi.

CHP kanadı, "mafya, mafya bozuntusu, Kuvvayı Milliye'dir kökümüz, pabuç bırakmayız, had bildiririz" vb  tehdit renkli sözlerle tanıdık milli rajonunu kesti.

Belki de sözlerin en "öz dillisi", "bu sözler Kılıçdaroğlu'na müstehak, çünkü  koca bir başkan Çakıcı gibi birini muhatap almaz!" mealindeki steril ve kibirli değerlendirmeydi, o da malum vitrine girdi.

İki tarafın açıklamalarında da hak hukuk  adalet yoktu, sözel şiddet hakimdi.

İki tarafın dışındaki taraftar, taraflardan daha yamandı; her zamanki gibi kraldan çok kralcı, tam bir göze girme telaşı içinde, öyle küçüldüler ki savunmaları sözcüklerin iliğine kadar sızdı.

Bir tarafta Çakıcı'ya, öbür tarafta Kılıçdaroğlu'na, bağlaçsız cümlelerle konvoya girmeyen adeta siyasal arenadan diskalifiye edildi.

Peki hukuk nerede kaldı?

Önce baş çelişki zırt çelişki diye bir hesap/taktik gütmeden, köprüleri geçene kadar renk farkına dayı demeden, aksine torpilsiz, yanlışı açığa çıkararak adaletin yolunu açmak baş şarttı!

Hukukun amacı, hak ve adaleti önce eşit olarak sağlamak.

Bu cümle kılavuzsa Çakıcı'nın sözleri hukuk dışı, ama buna karar verecek olan da parti merkezleri değil, kurumlar.

O halde, hukuku kılavuz alan bir parti, öncelikle "kurucu, kuvvacı, ana muhalif bir partinin başkanına bu sözler edilemez, haddini bildiririz!" diyemezdi!

Çünkü o karşı tehditkar sözler hiç kimseye edilemezdi.

Ne Çakıcı galiz söz etme imtiyazına, ne de Kılıçdaroğlu karşı tehditle susturma imtiyazına sahip. 

Kim olduğunun önemi yok, burun sürterek gelecek olan, adalet değil güç, güçlenmeye, şiddete davetti.

Hukuktan yana olanların böyle savunması gerekirdi.