• 17.02.2021 00:00
  • (310)

 Öncelikle Gare'de ölen 13 yurttaşın yakınlarına başsağlığı, sabır diliyorum.

Yine katmerli acı düştü, yine düştüğü yeri yakıyor, ama acının evvelinin 5- 6 yıllık olduğunu, parmak kımıldatılmadığını, 5-6 yıl boyunca yüreklerin her gün nasıl kavrulduğunu ölümlerden sonra öğreniyoruz.

Tabi hemen kürsüler kuruluyor, "analiz"ler başlıyor..

Hükümet kendi gibi analiz edilsin diye duruma ivedi ideolojik ayar veriyor.

Devlet makamı icraatı, imani çembere alınıyor ki kimse ağzını açamasın.

Devlet muhalefeti hamasette ondan aşağı mı kalacak, gelecek puanlar hükümete gitmesin diye bir fazlasını söyleme yarışına  giriyor.

Her iki konuşmada da barışa teminat olacak zerre bir politika bulunmuyor.

İkisi de aynı minderde ve zaten ana muhalefet pratiğinde de hükümete her dış “gömü” araması ve savaş tezkeresinde onay veriyor.

Dolayısıyla hükümet bu yedek güçten kuvvet alıp iç/dış politikada “Ali kıran baş kesen” vaziyetinde her karşı görüşe sorumsuz ve hukuksuz tek kale atış yapabiliyor.

Oysa halk, bu ana muhalefete, alternatif politika üretsin, hükümeti hak hukuk dışına düşürmesin, ikaz etsin diye oy verdi.

Ana muhalefetin müttefiki de aynı yolun yolcusu, yaptıkları  teknik  eleştiride kalıyor, kendilerinin daha hünerli olduğundan öte gitmiyor.

Öyleyse halktan yanayım diyenler neden hala bu ana muhalefetten ve müttefikinden medet umuyor?

İnsan bu beklentiye üzülüyor.

Kullandığı kavramlar mı, o bilinen demokrasi hak hukuk adalet kavramlarını Ak Parti de sık sık cümle içinde kullanıyor.

Cilalama bu, bunu sermaye partileri yıllardır yapıyor.

Halkın dostları, devletle kendilerini özdeşleştiriyor, devleti doğru analiz edemeyince CHP'yi de doğru analiz edemiyor.

Sonuç olarak herhalde CHP’yi silince kendini çırılçıplak hissedip seçeneksiz ortada kalacak sanıyor.

Oysa küçük ama halktan yana partiler var, doğru kültürü taşıyıp  yaymak kuvvetli görünmekten daha erdemli.

Devletçilik ve Ak Parti karşıtlığı o kadar taraftarlaştırdı ki aksi şimdilik mümkün görünmüyor.

Benzeri HDP'de de gözlemleniyor.

HDP, fiilen ana muhalefet bir faaliyet yürütüyor ama nedeni ayrı bir konu, sorunları sunulan politika çözecekten öteye, iktidarı almaya gidemiyor, gür bir sesle “ben çözerim, ben seçeneğim” diyemiyor.

Mesela bu 13 yurttaşın ölümünde "devlet ne kulp takar?" kuşkusu altında, doğru, ama  cesur bir politika yürüt/emediği anlaşılıyor.

Hdp’nin bir gün bile şiddetsiz politika yürütmeyen hükümetin " ilişkilendirme" isnadına hakkı olmaması bir yana içinin boş olduğu yürütülen barışçı politikadan biliniyor.

Bu gerçek, ama HDP'nin hafifletici nedenleri çok; dedirtilmiyor.

Devlet yürütmesi, ana, yavru muhalefet dahil, halk politik sahnede sadece isimsiz destekçi olsun, özne olmasın, “aforoz ilamıyla” öylece dursun istiyor.

Ayrıca yürütme muhalefetin susacağı yeri biliyor, o noktaya gelindiğinde galiz tehditler savuruyor, tutukluyor, hapsediyor, kayyım atıyor, demokratik siyaset imkanı vermiyor.

Ana muhalefet susmazsa, keyfi bilir, nasılsa kırmızıyı geçmez diyerek ona da fiske vurmaktan çekinmiyor.

Demokrasi kurma potansiyeli, çaresizliğe, pasif bir iç isyana hapsedilmek isteniyor.

Mesela bu son insanlık dışı katliam nasıl oldu, kim öldürdü sorularının cevabı bilim teknik  ve özü değiştirmeyen bir konu ve asıl bunu üreten politikayı sorgulamak gerekiyor.

Vahim olan bu, içte ve dışta şiddet, savaşçı politika sorgulanmıyor.

Savaşçı politikaları terk etmeden dilenen taziyeler, intikam nutukları, eskiden olduğu gibi yeni taziyelere davetiye çıkarıyor ve bu anlamda her başsağlığı temennisi eksik kalıyor.

Savaş, sermaye sahiplerinin kasasını doldurmak, halk çocuklarını öldürmekten öte bir anlam ifade etmiyor.

Asker ve polislerin, gencecik halk çocuklarının, ana kuzularının ve doğanın  yaşam teminatı, evrensel bir demokrasi paydasında özne özne ve farklılıklarla buluşmaktan geçiyor.