• 3.03.2021 00:00
  • (280)

 Bilen bilir.

Esasında Jean-Paul Satre'ı tanıyan çoktur da niyeyse hiç anma günü düzenlenmez.

Ama entellere sorsanız Satre'ı, ilkin varoluşçuluğu akla gelir, sonra Simone de Beauvoir'la aşkı.

Ünlü aşk, ta felsefe okulunda başlar, Satre'ın ölümüne kadar sürer.

Uzun birliktelikte feminizmin özgürlüğün araçsallaştırılmasına engel oluşu heralde  etkendir.

Özeli renkli yaşayan Satre siyasette yalındır, anti militarist, Fransa devletine kafa tutan bir düşünürdür.

Belki de o yönü yüzünden anılmaz.

ESKİDEN bilenler de belki kadroların o yönü duymamasını istemişlerdir.

Mesela CHE'nin savaşçılığı hala dillerdedir:

"Ölüm nereden ve nasıl gelirse gelsin . Savaş sloganlarımız kulaktan kulağa yayılacaksa ve silahlarımız elden ele geçecekse ve başkaları mitralyöz sesleriyle, savaş ve zafer naralarıyla cenazelerimize ağıt yakacaklarsa ölüm hoş geldi, safa geldi."

Çünkü eski Türk solu çok fazla “savaş”çıdır.

Şiddetin sonuçları, adeta solculuğun niteliğine delalettir.

Bir kısmı zaten alenen cuntacı; asker vurup devirsin, siyaset meyveleri toplasın diyerek açık açık cuntacı bile olmuştur.

Öncü savaşı, kırdan şehire, şehirden kıra, gerilla, halk savaşı vb kurtuluşun her “silahı”nı tartışmıştır.

Zihin bu kadar silah ve şiddete gark olunca, Jean Paul Satre'ı tabi ki öne almayacak.

O Fransız ordusunun işgali altındaki Cezayir için dayanışma komitesi kurmuş, sokaklarda bildiri dağıtmıştır.

Bunu hem de Charles de Gaulle'in cumhurbaşkanı olduğu Fransa'da yapmıştır.

Bunun önemini de pek bilmez Türk solu.

Böyle şeyler öğrenilirse örnek olur, tabular yıkılır, altında kalır diye mi, başka nedenler mi, bu nitelikler  öğretilmez.

Algılarda savaşa karşı çıkan, pasifisttir, liberaldir, çok kan döken en "devrimci"dir.

De Gaule de Alman ordusunun yenip işgal ettiği Fransa'yı kurtarmak için örgütlenip başaran bir Fransızdır.

Yani Fransa'da ulusal bir kahramandır.

Satre, işte bu ulusal kahramanın ordusunun yaptığına işgal demiş ve gözünü ve sözünü sakınmadan mücadele etmiştir.

Üstelik Fransız Komünist Partisi bile mecliste işgalci hükümetle aynı oyu verecek kadar sermayeye hapis bir milliyetçi çizgi izlerken.

Böylesi bir gerilimle iki ünlüyü karşı karşıya gelir.

Devlet ileri gelenleri Satre'ın orduya, milli çıkarlara zarar verdiğini, ihanet olduğunu söyleyip tutuklanmasını ister.

De Gaule tutuklanma emrini vermez, gerekçe olarak da "Satre Fransa'dır" der.

Esasında De Gaule Fransa'dır, Satre gezegen; Fransa gezegenin değerini bilir.

Türk solu artık eskisi kadar savaşçı değil, hatta hiç değil bile denebilir; şimdi en kitlesel olanları gönüllü olarak devletin kuyruğunda klik savaşına onay ya da ayar makamlığı yapmakta.

Mesela Gare operasyonuna cepheden karşı çıkan az.

Ama operasyonu onay anlamına gelen "savaş/operasyon başarısız oldu", "fezleke ile Gare fiyaskosunu örtemezsiniz" vs. diyen çok.

Arızalı ama artık onlar da demokrasinin bileşenleri.

İki alıntı, kendiniz değerlendirin: 

Dib: "Garê operasyonunda rehin tutulan 13 yurttaşın öldürülmesindeki sorumluluğundan kaçan iktidar, başarısız operasyonu tüm toplumsal muhalefeti suçlamaya ve etkisizleştirmeye yönelik bir saldırıya dönüştürdü."

YSP: Bu türden, darbe dönemlerini aratmayacak siyasi operasyonlarla ancak, kendi anti demokratik ve otoriter renginizi belli edersiniz. Ekonomideki yere çakılışı, pandemiyle mücadeledeki beceriksizliği, doğayı yağmalayan projeleri ve artan işsizliği, yoksulluğu, Boğaziçi’nde ki kayyum rektör atamasını, Gare’de yaşanan fiyaskoyu örtbas edemezsiniz.

Bu ülkeye göre Jean Paul Satre aşırı barışçı, aşırı entelektüel, aşırı “yaramaz”, tabi ki devletçiliği ağır basanlar sık sık anlatmaz.

Bilen bilir.