• 12.05.2021 22:48
  • (488)

Tarih profesörü Taner Akçam bir söyleşisinde “Kürt ağaları, evlenen Ermeni kadınların ilk gece hakkına sahiplerdi.” dedi, ortalık birbirine girdi.

Diyenler bölündü; ya tam gaz destekledi ya da “Bu ne cüret?” dedi! 

Oysa iddia, ölümlü vakaların ahlaki meşruiyet ayarlar bir normuydu, duyanlar allak bullak oldu, iddiaya sunulan kanıtlar da iknaya  yetmedi.

'Bazı ağalar' demediği söylendi de, sayın Akçam bir söyleşide düzeltti, ‘elbette “bazı” ifadesini kullanabilirdim’ dedi.

Ama iddia doğruysa, Orta Doğu coğrafyasında o ilk gece gaspçısı ağa Kürd de olmayabilir, aynı tutumu bir Türk, Arap, Acem ağası da gösterebilir, zira hepsi de benzer kültürel normlara sahipti, suçlu normlardı, Kürdlük, Türklük veya Araplık değildi.

Kastı, soykırımı kolaylayan kültürel yapıya bir örnek göstermekti, etnik tanım yanlış anlam ve sonuçlar üretti.

Ancak bu iddianın da belgeli olması, yabancı dil bilmeyenin de anlayacağı şekilde alıntılanması, belge diye sunulanın, “saygın bir Kürdolog demiş”, “Avrupalı bir gezgin bir kitaptan okumuş” gibi savlardan öte, kanıtsal olması gerekirdi, bu çok zayıf kaldı. 

Akçam’a itirazların bel kemiği, pek tabi ki Kürdlük duruşuydu.

Bunlardan en çok ses toplayan Kürd yoğunluklu bir grup aydının yüze kadar bile saymadan, acil duyarla ve alelacele yazdığı bir (urgent alert)uyarıydı:

“İki halkın da uğradığı devasa sorunlar duruyorken, 'ilk gece hakkı' gibi absürd bir iddianın sansasyonel bir tarzda ortaya atılması her iki halka da hakarettir. ..kınıyor ve iki halktan da özüre davet ediyoruz.”

Yazar dikkat etmeliydi, Kürdlerin kimlikleri üstünde asırlardır sallanan tehdit, tepkinin de çözümün de bir unsuruydu.

Tepki, sosyal medyada fiili bir linç gibi göründü, oysa olan, kabaran ulusal damarın farklı renkleriydi ve esasında linç değil, sadece Türkiye tarzı bir eleştiriydi.

Burası Türkiye, burada topluluklar birlerden oluşmaz, toplulukların birleri olur, birler hurra, cemaat biçiminde çullanırdı.

Burada kültür, inanç farklılıkları üniter ayarlanır, kültürel ve inançsal bağımsızlık, gurur ve ayrı tutum tali kalırdı.

Taliye çalakalem, hakkaniyet pek aranmazdı.

Mesela ortaya, “Akçam, ‘ilk gece’nin infial yaratacağını öngöremedi mi? Soykırımın gölgelenmesine neden izin verdi? Soykırım yıllarında Hristiyan kadınların yaşadığı zulüm, ayrı bir başlık altında işlense daha iyi olmaz mıydı?” diye sorduğunda, “özgürlükçü ‘cemaatçiler’” koro halinde cevap verirdi:

“Bilim, iddiasında kim ne der diye bakmaz!” der “puan” alırdı.

Bu özgürlükçüler, kendilerince “gericilik” olduğunda buldozer olur, bilimsel kanıtlara gerek duymaz, içindeki üniter tortuya karşı koyamazdı.

Oysa bu, o yüzyılda olmayacak bir iddia değildi, kanıtlı gelse kültürel bir ur da neşterlenir, ama bu tür kanıtsız iddialar pürüz yaratır, yüzleşmeyi geciktirirdi.

Ayrıca hukuken devletin hesap vermesi yetmez, halk içinde yaşanan her acıyla hakiki yüzleşme, yaralara merhem olurdu.