• 16.06.2021 06:29
  • (577)

"Al birini vur ötekine!" de, yesinler birbirini de denemiyor, zira olan hep halka oluyor.

Yoksulluk, acı çeken, geleceği kararan halk, ölen halk çocukları.

Türkiye egemen güçleri 12 Eylül’den beri halkları yönetirken baskıları bir standarta oturtamadı ve bir güç göremediğinden olsa gerek, sanki oturtmak da istemiyor.

Devletin bu kararına devlet içi muhalefet de referanduma tam donanımlı hazırlık yapmayarak ve sonuçlara itiraz hakkını kullanmayarak onay vermiş olmalı ki devamında da yüzeysel konularla halkı oyalıyor.

Mesela çok hassas bir konu, “savaş politikasını bırak, halk çocuklarını ölüme gönderemezsin” demiyor, “şehide neden tane dedin?” diye muhalefet ediyor.

Yani onlar da savaş politikasını destekliyor, hükümetin dil sürçmesinden puan almaya çalışıyor.

Dolayısıyla tek adam rejimi, güçlü, içinden bir engelle karşılaşmadan sürüyor.

HDP’nin muhalefeti halkı sararsa diye korkuluyor, hep beraber HDP’ye hakları kullandırılmıyor.

Bunlar devlet kararıyla oluyor. 

Mesela Başkan Tayyip Erdoğan, tek adam, o gitse bu kararlar bitmiyor, anti Erdoğan olmak meseleyi çözmüyor.

Erdoğan'ın sözcü veya direksiyon mutabakatı olan rejim ittifaklar üzerinde duruyor.

Birileri negatif sonuçları sürekli Erdoğan’ın üstüne yıkmaya çalışıyor.

Eskiden olsa, yorumlanırdı; egemen kültürlü sığ bir yenme yöntemi olan çelişkiler tasnifinin bir gereği olarak hedef küçültülüyor ve yenmesi kolaylaşsın denirdi, ama o eski, egemen taklitçiliği, barışçı halk kültürünü misillemeci bir kısır döngüye dönüştürüyor.

Zulmün biçim değiştirmişine yönlendiriliyor.

Mevcut rejim kötü, sözcü adı üstünde alınan kararı ifade eden, karar alanlar asıl ve onlar oligarşileşti, sürekli oligarklar üretiyor.

Halkların üzerinde ikameler değişse de sistem sürüyor.

Devlet içi muhalefet kendi ikamesini savunuyor.

Bu muhalefette halk yok, bu doğru devlet sesleri hengamesinde kaynıyor, halkın farketmesi engelleniyor.

HDP’ye “ya bu ikameyi savun ya da öbürünü” diye soruluyor, hdp “hiçbiri” deyince sistem dışına sürülmek isteniyor.

Bu sürgüncü mutabakat içi muhalefet sanki rejim değişikliği yapacakmışcasına “güçlendirilmiş parlamanter sistem” öneriyor.

Madde madde inceleniyor, demokrasimsi bile bulunamıyor.

Halk oyalanıyor.  

En ele gelen vaad, katılımcı demokrasi, ki o bile her konuyu halka soran ama tek cevabı kendisi veren rahmetli cunta lideri Kenan Evren'in katılımcılığından öte bir vizyon içermiyor.

Öneri, önceki sistemi demokratikleştirmeyi değil, GÜÇLENDİRMEyi yani vur deyince öldürmeyen bir otoriterleşmeyi öneriyor.

Doğrudan demokrasiyi savunacak halleri yok ya!

Zira zümresel çıkarlar çatışıyor, ama her iki ittifakın dayandığı egemen sınıf aynı, mutabakatlarda bütün parmaklar kalkıyor, sistem demokrasi, haklar gelir diye hiç endişe etmiyor.

Öyleyse halkın bu politik çekişmeden demokrasi ummaması gerekiyor.

Doğru yer apaçık görünüyor.

O doğru yer halk güçlerinin demokrasi ittifakı.

Demokrasi İttifakları, angajmanlara girmeden devlet içi ittifakların demokrasi yolunda her adımı ortak imzayla halka ilan ederek kapısını açıyor.

Çünkü o ittifak artık  demokrasinin, halkların, hakların adresi.

Adres/adresler oluşmadan demokrasi/haklar teminata kavuşmuyor.

Kuyrukçulukla veya dolgu malzemesi olarak özne değil sisteme bir tamlayan olunuyor.