• 28.06.2012 00:00

  Parlamentodaki partilerin her salı halka ve birbirlerine "şov" gibi yaptıkları grup açıklamalarında Başbakan bu kez,

sınırda Suriye ordusunun düşürdüğü Türkiye ordusunun uçağıyla ilgili geçmişe, bugüne ve geleceğe ilişkin tesbitlerde bulundu. 
Başbakan sanki Türkiye'nin sivil, seçilmiş bir Başbakanı değil de, seçilmiş de olsa, o an ordunun ve Tüm Türkiye'nin
komutanı, 12 Eylül'ün cumhurbaşkanı ve de karşı çıkanın, dozuna bağlı olarak, her an hazır olsun "hain" damgasıyla 
kodesi boylamaya diyen bir savaş hali edasıyla konuştu. 
Başbakan konuşmadı, adeta herkesi şartlar namına ayağa kalkmaya, hazırolda durmaya davet eden istiklal marşı değerinde 
bir yönerge okudu.
"Dikkat! 'Milli' meseledeki hallere belge. Tüyleri diken diken olmayanlar kamerada." da denilebilirdi sunulan atmosfere. 
Nitekim kendi ve izleyenlerin çapında 'başarı'lı bir konuşmaydı. 
Çünkü o çap yılların o camianın beğenmez gibi yaptıkları eğitimin çapıydı. 
O çap onları yetiştirdi oralara yolladı. 
O çap bireyi, bireysel özgürlüğü, düşünmeyi, insan olmayı, canı, doğayı devlet/millet/aidiyet için hiçe sayan çaptı. 
Devlet için hayata dair, mutluluğa, insanlaşmaya dair her şeyi bozuk para gibi harcayan çaptı. 
Devlet olabilmek için halktan aldıklarının sadece bir kısmını verdikleri halde fazladan, bir lütuf veriyormuşcasına itaat, 
biat beklentisi üreten, beyin, bellek yıkayan bir çaptı.
Ne dedi Başbakan? 
"Suriye hava sahasına süratle girip çıkan Türkiye savaş uçağı F4' ikaz edilmeden uluslararası sahada düşürüldü." 
Savaş halindeki ülkeler arasında olacak olan değil miydi bu!
Yazık oldu iki gencecik insana. 
Kim getirdi bu savaş haline? 
Halkların birbirinden soracağı hiçbir hesap yok. 
Çıkar anlamında ne alacakları, ne verecekleri var . 
Dostluk, dayanışma anlamında ortak yanları çok. 
Çıkarı paylaşamayan sermaye. 
Sistemleri kapitalizm.
Kapitalizm Ortadoğu'da can almakta.
Küresel sermaye, Ortadoğu'da enerjiyi küresel sermaye içinde yer alanlarla planlamak ve paylaşmak, içinde yer almayan birkaç ülkeyi 
kendi çizdiği yola sokmak amacında.
Türkiye, küresel sermayenin içinde, onun yolunda 'ahbap'lıkla "yola getiremediği" Suriye yönetimine tavır ve Suriye'de küresel sermayenin 
güçlerini ayrıca dinsel ve mezhepsel saiklerin motivasyonuyla canhıraş destek içinde. 
Burnunun dibindeki durumu, gazeteciliğin evrensel doğrularını öğrenememiş ulusal basın yerine, uluslararası medya, o güçlerin 
Türkiye'deki İncirlik Üssü'nde eğitildiğini, küresel sermaye güçleri tarafından askeri ve lojistik olarak desteklendiğini yazmakta. 
Ne dedi Başbakan?
"Suriye yönetimine karşı mücadele eden güçleri desteklemeye devam."
Yani gizli saklı değil yapılan.
Başka ne dedi?
"Nato üyesiyiz. Tüm kuruluşlara olanı rapor ettik." 
Yani uluslararası destek.
Profesyonel yönetici. Ticaret erbabı. Kazanç var madem, beraber çözelim, demekte. 
Ama halka ne?
Hiç.
Halka ölüm ve acıdan başka koca bir hiç.
Ama ya siz, sizler?
Hani nerede kaldı o, "Ey, elinizi bizim çocuklarımızdan çekin! Bizim züriyetimiz üstünden başkalarına kabadayılık yapmayın! 
Ey ak saçlı ihtiyar yöneticiler! Gençlerimizi size öldürün diye emanet etmedik." diyen hümanistler?
İnsancılığınız ama, fakatlara mı takılı kaldı? 
Neden ulusala kem küm, barışa ayaz kaldınız?
Neden objektif ulusalcılık, taktik dersi öğretmenliği oynuyorsunuz? Ulusalın objektifi var mı tarihte? O tarih hep halkın çocuklarının ölümü, yani kanlı değil mi?
Neden doğruyu yalın söylemiyorsunuz? Söyleyemiyor musunuz yoksa?
İçte barışı kuramayan dışta nasıl kuracak? Barışa dair bir proğramı var mı bu hükümetin? 
Öznesi çıkar olanın barışı olur mu? 
Kapitalizmin barışı olur mu!.
Türk, Kürt, Arap, Çerkez, Ermeni, Acem, tüm çocuklar, çocuklarımız!
"Çocuklarımıza kıymayın efendiler."
ilker demir
[email protected]