• 20.01.2013 00:00

 Türkiye'de adam gibi ölmek, adam gibi yaşamaya tercihse, umut çürümüş demektir.

Bakın hele şu ölümlerin rezilliğine.

Mayıs 2012'de Bandırma'dan Tekirdağ'a gelen otomobil kara yerine denize indi.

Limanda ışıklandırma, uyarı ve siperlik yok; acil kurtarma ekibi, güvenlik de yok.

Otomobilde bulunan dört kişi kurtarılamadı. Dört can diri diri öldü.

Ailenin, düğüne gittiği, intihar etmediği belli.

O halde onları kim öldürdü?

Limanda önlemleri almayan liman yönetimi mi, onları denetle/ye/meyen devlet mi?

Yoksa, faili meçhul mü?

Daha 2013 ocak ayının ortalarında Beşiktaş vapur iskelesinde bir yolcu inerken denize düştü.

Metropolün göbeğinde, teknolojinin bu gelişkinliğinde, kameraların, bakan onca gözün önünde,

bakan gözlerle, göz göre göre öldü. Vatandaşın attığı halatı can havyiyle tutmaya çalıştı ama habere göre

vapur tornistan yapınca takatı yetmedi, girdabın koynunda kaldı.

Acil kurtarma ekibi, güvenlik mi yoktu?

Ne vardı!

Bir can gitti.

Bu ölüm de intihar değil.

Peki fail kim?

Vapura tornistan dahil tüm ayrıntıları düşünüp can güvenliğini alması gereken liman yönetimi mi,

yönetimi denetlemesi gereken devlet mi?

Yoksa, yine faili meçhul mü?

Kim sayabilir, Türkiye'de böylesine faili meçhule kaç can gitti?

Trafik kazalarında kaç can öldü?

Ölümlerin nedeni,  ballı kaymaklı satış yapan otomotiv sektörü mü, toplu taşımacılığı ve raylı sisitemin aksine kilometrelerce

duble yollar yaparak bireysel ulaşımı özendirip ölüme çıkarılan davetiye midir?

Hangisi?

Yoksa kazalardaki ölümler de mi faili meçhul?

İş 'kaza'larında, deprem, sel ve çığda ölenlerin faili kim?

Kırda, bayırda, tarlada, gecekonduda basit bir müdahele edilemediği için bağıra bağıra ölen canlar..

Ya zorunlu askerliğe giden emekçi ailelerin bir kurşun sekmesi, bomba ya da mühimmat patlaması sonucu tezkere alamadan

gelen fidan gibi yiğitlerinin ölü bedenleri!

Ya bilim dışı kurumlara karşı çıkan üniversite gençliği; anadili, kültürel hakları için isyan edenlerin yaşarken ölüm hali zindanlar;

ağlanması, taziyesi yasaklanan, düşüncesini hayata geçirmek için mücadele edenlerin cenazeleri!

Bütün bu ölümlerin nedeni faili meçhul mü?

İşlendiği günden beri faili belli meçhul ölülere ne demeli?

Özürüne terkedilmiş hayattakilerin bugünleri ve failleri de belli.

Ya teamüden öldürülen insanlar?

Hrant Dink'i arkasından vuran kurşunun adresi ..

Sabahattin Ali, Uğur Mumcu, Cavit Orhan Tütengil, İlhan Erdost, Turan Dursun ve niceleri..

İstiklal mahkemeleri, Yassıada mahkemeleri, askeri mahkemeler, özel mahkemeler..

Adnan Menderes ve arkadaşları, Deniz Gezmiş ve arkadaşları..

Yaşı 18 olmadan darağacına asılanlar, Erdallar, Seyit Rızaların oğulları..

Cezaevinde 'hayat operasyonu'nda, cezaevi aracında  diri diri yanan mahkumlar ve niceleri..

Ya devletler arası egemenlik tepişmesinin kurbanları!

Daha yeni toprağa verildi, Sakine, Fidan, Leyla..

Sanki ölü canlar ülkesi.

Devlet değil, nüfus ve mezarlık müessesesi.

Yazık!

Hala 'ya devlet başa, ya kuzgun leşe' .

Ama ölüm ortada, sebep ortada, çözüm ortada!

Devlet sadece çıkar organizesi ve kapitalist sistemin bekası için var. 

Sistemin bekası için devletin hiçbir kurumu sorgulan/a/mamakta.

Ölümlerde bazen karşı dava açarak vatandaşı ve muhalifleri borçlu hale bile sokan devlet, şu sıralar sorumluları, nedenleri

bulmasa da, zamlı tazminat vererek acıları satın almaya çalışmakta ve üstüne üstlük bununla övünerek çıkarı kanıksamakta.

Zamlı tazminat, moral değerleri, sevgiyi, dostluğu, dayanışmayı, güveni yani ruhları satın alamamakta ve zaten ölüleri diriltmemekte.

Eskiden 3 tazminat veriliyordu, 300'e çıkardık, daha ne yapalım diyen ufuk ölçüsüzlüğüyle, insafsızlıklaRoboski'de ölen 34 genç ve

çocuk yaşta insan geri gelmemekte.

Ölümler hala devam etmekte.

Türkiye'de yaşamak ölümüne bir mücadele.

Haklarla yaşamak da, vadesiyle ölmek de zor.

İkisi de korku alanı.

Hoş gelsin onurlu olanı.

Zira korkunun ecele faydası yok.

[email protected]