• 3.03.2013 00:00

 İmralı'da Abdullah Öcalan ile  BDP'li vekillerin açık görüşünden "sızan" görüşme bilgilerinin

Milliyet gazetesinde yayınlanması, Türkiye'de siyaseti karıştırmaya yetti.

Bir fiil, turnusol oldu, zihinleri açığa çıkardı, birleştirdi, ayrıştırdı.

Genel geçer hak, özgürlük ve demokrasi vb kavramların toz pembe bulutunda

ayırdına varılamayanlar, sahte yanlar iyot gibi açığa çıktı.

Ve bu bilgi "sızma"sı  keyfi bir biçimde adeta infaz edildi.

Mesela ihanet dendi.

Peki neden ihanet?

İhanet ne, neye ihanet?

İhanet terimi koca koca mevkilerin keyfine göre kullandığı oyuncak sanki.

Neden barışa ihanet olsun bir bilgiyi halkla paylaşmak?

İster MİT, ister derin devlet, ister BDP, kim sızdırdıysa sızdırsın, saiki ne olursa olsun,

bu fiil, bu eylem, mevcut otoriter siyasal atmosferde  hayırlı bir meşru itaatsizliktir.

Örgüte de, devlete de karşı olsa, tüm meşru itaatsizlikler gibi alkışlıktır.  

Kocaman bir barış süreci, burjuva devletinin yenilenmesi bile olsa konu, her şey tüm

ayrıntılarıyla halkla paylaşılmalıdır; asıl paylaşmamak doğru değildir.

Kriterler eski, yiv set sıfır, arka bahçede gizli saklı ekimler, beklentiler varsa, korku normal; olur.

Ama korkular belli.

Ya rakip partinin eline geçerse, kullanılırsa!

Geçsin, kullanılacaksa, kullansın.

Değilse, tiyneti ele verir.

Darbe mi yapılacak gizli saklı; sürecin sonucu nasılsa açıklanmayacak mı?

Bir gün erken, bir gün geç, ne farkeder?

Açıklama tüm toplum kesimlerini konuya ortak eder.

Yetsin artık eski zihniyet; devlet şartı, kol kırılsa da yen içinde kalmalar!

Sonra uzmanmış gibi yorumlar.

Sanırsın hepsi Ortadoğu, PKK ve Öcalan uzmanı.

Sizi gidi zihni  Antep'den öte yorulmamışlar sizi!

Sadece devletçiler mi, kimi sol muhalifler de eski, aynı hamam aynı tas.

Onlar da, tersinden hareketle saklamayı savunmakta.

Yerleşik egemen kültür bu.

Barış stratejisini gerçekleştirmek için taktik savaşı.

O ne derse, bu ne der, ne demez;  öyle bir kıvama gelsin ki, rakiplere yaramasın, hiçbir prim

elde edemesin arayışı.

Rakiplerde de aynı zihniyet, aynı muhakeme.

Tam bir anti demokrasi.

Yıllardır bu koşullarda yetişmiş yorumculardan sağlıklı bir üretim çıkar mı?

Çıkmaz.

Örneğin, Kürt barışı yorumcuları, barışı, Ortadoğuyu, konjonktürü analiz yerine barışın önemli bir öznesi

Öcalan'ın kişiliği ile ligilenmekte.

Öcalan'ın yıllarca içerde kalışı ve önerilerinin siyasi aidiyetine zararından hareketle ona psikolojik

hastalık atamaktalar.

Ulusal kültür milliyetçiliği büyütmek için mi, sönümlendirmek için mi desteklenir?

Örgütlenmede eşitlik nasıl sağlanır ve lideri olan örgüt demokratik olabilir mi?

Devlet nedir?

Ya ulus/millet, ulusal devlet?

Her devlet halk için bir hapisane midir?

İnancın barışa katkısı nasıl sağlanır?

Dindarlara millet denir mi, literatürde öyle bir tanımlama var mıdır?

Vb vb konuyu ele alacak kriterleriniz yok mu sizin?

Kriteriniz yoksa, neden o alanda iş edindiniz?

Neden söylenenlerden çok, kişi/lik ile ilgili çapınızı aşan yorumlar?

Neden hepiniz aniden birer Prof. Arif Verimli gibisiniz?

Aferin alacağınız bir yerler mi var?

Neden bu kadar ilkesizsiniz?

Bu sızma hayırlıdır.

Bundan sonra sızma yerine halka açık, şeffaf toplantılar yapılmalıdır.

Bu şeffaflık ve barış aynı zamanda zihinleri de demokratikleştirecektir.

Egemen güçlerin 90 yıldır geciktirdiği bir barıştır ama olsun da, geç olsun.

Hep beraber, hadi barışa, yaşamı çoğaltmaya el vermeye.

Tuzumuz olsun.

[email protected]