• 23.08.2013 00:00

 “Dünya dönüyor; Dünya sömürüye vura vura dönüyor!

Eskiden miting konuşmaları böyle başlar, “ezilen halkların devrimci şamarı, emperyalizm ve yerli işbirlikçilerinin..” diye devam ederdi.

Sömürüye vura vura dönüyor kısmı değişti, ama dünya hâlâ dönüyor.

Ve o gün de, bugün de, sömürülenlerin, ezilenlerin birbirini vurarak öldürdüğü bir dünya olarak dönüyor.

Yerli işbirlikçiliği de değişti. Artık herkes yerli, herkes gezegenli, her sermayesi olan işbirlikçi.

Yerli kalan, gezegenli olamayan sermayedar, esnaflaşıyor, fakirleşiyor. Her sermaye cinsine, ebadına, rengine bakılmaksızın küresel zincirin bir halkası.

Ulusal devlet, küresel sermayenin çıkarı için kullanacağı bir araç; ulusallık, toplumu hapsedebileceği, güdebileceği bir aidiyet, ama sahip olmayana devlet elzem oluyor.

Bu özleme insanlık yer veriyor. İnsanlık, Self Determinasyon’u kabul ediliyor, ama küresel sermaye, adaletsiz. Ulusal devlet, ister bir etnisite ile adlandırılsın ister yerleşilen kara parçasıyla, tanımada aranan kriterler, tanıma uygunluk ve hak ve özgürlükleri değil. Devlet oluşumunda da, ulus tanımında da bir tutarlılık yok. Etnisite kriterse, aynı etnisiteden birçok devlet kuruluyor, hakkı olana o etnisiteden hiç devleti olmasa, uluslararası hukuka göre hakkı varsa bile bir devlet kurdurulmuyor ya da kuruluş, ölüm ve zulümlerde sürünüyor.

Ortadoğu’da Filistin’in hâli hâlâ kanayan yara.

Kürtler, Türkiye’de Türk, Suriye’de Arap, İran’da Fars olsun, yer aldığı sınırlar içinde kalsın isteniyor, ama hak ve özgürlükler bakımından bile yeterli teslimler olmayıp varlığı tartışma ve kavga üretince varlık kendini dayatıyor. Kürtler artık PKK hareketinin dinamizmiyle bir kez daha uluslararası arenada statü bekliyor.

Türkiye’deki Kürtler, AK Parti hükümetinin 2013 Newroz’unda PKK lideri Öcalan’la başlattığı temel hakları ve barış için mücadeleyi sabırlı bir inisiyatifle sürdürüyor. Sabırla çünkü darbe teşebbüsü yargılanıyor ama hükümet Kürtlerin darbecisi JİTEM’e dokunmuyor, anadilde eğitim hakkını teslime, yol temizliğine adım atmıyor.

Kürtler Irak’ta kendi bölgesel yönetimi, ulusal hapishanesinin inşasını tamamlamaya çalışıyor.

Suriye’deki Kürtler, komünizan bir perspektifle, Rojava’da, beraber yaşadığı Türk, Arap, Süryani, Çerkes, ve Ermenilerle, yönetime ulusal ve dinî bir ad koymadan hak ve özgürlükleri esas alan bir oluşum fiilen sürüyor, ama bu demokratik oluşum ve etrafında toplanan halk orada yaşamayan güçlerce sürekli saldırıya maruz kalıyor.

Kürtlerin statü istemleri ya da hakları uluslararası görüşmelere doğru yol alıyor ancak karşıt bölgesel ve küresel güçler engellemek için çaba gösteriyor.

Engele en çok maruz kalan statüye en yakın duran Suriye kuzeyi. Burası, başta Türkiye’de sınıra yerleşmiş El Kaide ve paraleli El Nusra olmak üzere Esed’e karşı savaşan Hür Suriye Ordusu, fiilî ve vahşi bir ablukayla demokratik oluşumdan alınmak isteniyor. El Nusra, yakaladığı oluşum taraftarı gençleri, Halep yöresinde bulunan Tıl Aran ve Tıl Hasıl’da çekilen video görüntülerinde, üzerlerine benzin döküp diri diri “Allahuekber” nidalarıyla yakıyor; yine aynı örgütün din adamları, Kürt kadınları, çocukları ve malları helaldir diyerek tecavüze, yağmaya talana davetiye çıkarıyor. Bu nasıl bir gözü dönmüşlük. Tüm vicdanlı insanlar ve dindarlar, Mısır katliamında olduğu gibi bu düşmanlığı da lanetliyor!

Bunu yapanlar kendilerine Müslüman’ım diyorlar diye, suçu Müslümanlıkta değil dinin politikleşmesinde aramak gerekiyor.

Kendisine doğrudan destek vermediği için Esed yönetimi de demokratik oluşuma bomba yağdırıyor.

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi bile Rojava’ya köstek oluyor.

Ve olanlara uluslararası demokrasi güçleri susuyor.

Nedeni Suriye kuzeyinde olanlar mevcut parametreleri değiştiren, etnisite ve dinî adı olmayan, emek eksenli içerikler taşıyor da o yüzden demek doğruluk içerse de, gerçeğin ta kendisi gibi gözükmüyor. Zira aynı güçler Mısır’daki darbeye de susuyor ya da yarım ağız tepki veriyor. Mesela, Mısır’da aynı güçlerin desteği yer değiştirebiliyor; Suudi Arabistan’la Suriye’de birleşen AK Parti hükümetinin elleri, Mısır’da ayrılıyor, ‘karşıt’laşıyor.

Ama her destekleyen desteklediğini haklı ve meşru güç, diğerini terörist ilan ediyor.

Şimdi General Sisi mi, devrik Mursi mi; Esed mi, Türkiye sınırında yaşayan Hür Suriye Ordusu mu terörist, tanımlara uygun ilkeli bir karar vermek gerekiyor.

Sisi darbeci bir katil, ama ya Türkiye’nin Suriye sınırında beslediği silahlı mücadele, ölüm makineleri neyin nesi, nerede masumiyet karinesi?

Sermaye, dini, milliyeti, her şeyi kullanıyor, sadece çıkarını tanıyor.

Dünyada ezilenler birbirini öldürüyor.

Küresel kapitalist sistemin sahipleri, ezenler öldürtüyor, çünkü onlar yönetiyor.

Maalesef “Dünya sömürüyü yok ederek dönemiyor”.

İnsanlığın ve tüm canlıların bu acıları çekmemesi için ezenin, sömürenin olmadığı bir dünya gerekiyor.


[email protected]