• 24.10.2013 00:00

 Kritersizlik açığa çıkarılmalıdır.

Sağ, sol, yer ve tarih önemli değildir.

Son günlerde kriteri muamma bir tartışmada bir sunucunun ‘dekolte’sine Sayın Hüseyin Çelik’in sataşması üzerine fırtına koparıldı: “Ekmekle, gelecekle oynayamazsın bakan!

Daha Kurban Bayramı’nın ilk günü, “Babamızı ziyaretten önce size geldik, bayram harçlığımızı vereceksiniz” mealindeki hasbıhâlde, Başbakan’ın 200 lira vermesine bir gurup, en anti-devlet muhalefeti çaktı: “N’ayır, gazeteci devletten harçlık almaz!

Ergenekon davasına kadar içerideki bir arkadaşını ziyaret eden subaylar da şiddetli azarlar yerdi: “N’olamaz! Devletin onurlu subayı bir suçluyu ziyaret edemez!

Çok değil, birkaç ay önce, uzaktan inşaatlardan sorumlu bakan görünen Sayın Bayraktar, tedavisi için konuşmak isteyen bir genç kadına para vermek istemişti de, kum torbasına dönmüştü: “Utan, bir genç kıza sadaka verilir mi!

Benzer bir ‘fırça’yı 12 Ekim’de Sağlık Bakanı Müezzinoğlu ayakkabılarını fırçalayan bir çocuğa, 10 lira bahşiş verdikten sonra, ‘kendine bir boya sandığı al’ tembihinden yedi: “Daha çocuğun adını, yaşını sormadan, hizmetle hizmetçi kültürü farkını anlatmadan, verdiğin öğüde bak hele!

Keza Başbakan sık sık üstüne farz olmayan konularda bazen Dede Korkut, bazen Deli Dumrul olur, tüm Türkiye’ye buyurur: “Her zevce en az üç dindar bebek doğura!

Türkiye’de bu geleneği belirginleştiren 12 Eylül darbebaşı Kenan Evren oldu, o da her konuda azbilgisiyle ‘uz’mandı; sanatı sanatçılardan, tıbbı doktorlardan iyi bilirdi; turistik tesis açılışlarında en mühendis olur, tuvaletlerde klozetlere destek konulmasına kadar karışırdı, ama solcuların dışında kimse karşı çıkamazdı.

Burası Türkiye, burada, ne devlet adamları ne de devlet kafalılar kriter tanır!

Bütün bu tepkilerin özeti, “Devlet adamı nasıl böyle bir ‘yanlış’ yapar!” tavrıdır, yanılgıdır, kritersizliktir. Yanlışın nedeni adeta tepkinin kendisidir.


İFLAH OLMAZ DEVLETÇİLİK

Cumhuriyet kurulduğundan beri sağcısından solcusuna, aynı nasırlı anlayış vardır. İflah olmaz bir devletçilik. Devlet büyüktür. Allah devlete zeval vermesin. Yanlış bile milletin iyiliği içindir.

Sağ zaten devlettir ve devletse şiddet. Cahil solun sağcı sandığı politikleşmemiş dindarlar, devlete sessizdir, ama gücün farkında olan sol için güç, olmazsa olmazdır. O yıllarda başka ufuk yoktur ve solun devletçi olması olağandır. Günümüzde ise artık ulusalcılık sol değil, ama yeni solun da derece derece bu sınıflar üstü devlet adamlığını zımnen savunuyor olması manidardır. Hele bu yanlışların, sol literatür kokulu makalelerle, ‘bu vandalizm cana tak etti gayrı, olumlu bir şeyler olsun’ bağlamında da olsa, biçimsel olarak devlet adamlığına yakıştırılmaması gözden geçirilmelidir.

Toplumdan izole devlet adamları bu yanlışları yapmayabilir, ama yaşayanların doğal duruşu yanlışsa, yapmaması ikiyüzlülük olur. Zira alışkanlığı olmadığı hâlde kalabalığı görünce abdest almak için çeşmeye metreler kala kolları sıvamaya başlayan devlet adamı çoktur. Devlet adamının yaptığına yanlış demek başka, o koltukta oturan o yanlışı yapamaz demek başkadır. O koltuk zaten bir egemenlik makamıdır; sınıfına karşı olamaz. O sebeple o koltukta oturanın yanlış yapmaya hakkı yoktur denemez, koltuk korumaya alınamaz. Ve fakat oturan da bir insandır, zaafları ve kuvvetli yanları vardır. Hiçbir kişi, ister bakan, ister başbakan, ilah, tabu, hukuk ve şeyler üstü değildir. Ayrıca kişiselliğe izin vermemek devlete kutsal bir anlam yüklemek demektir.

Devlet “büyük”leri için trafiğin durdurulması, öncelik, bu köhne kutsal devlet ve adamlığı anlayışının küçük bir örneği değil midir?

Bu köhne anlayışın temelinde, ülkenin modernistinden dindarına, yasakçı beynin utançları, ayıp ve günah vardır. Ve cinsellik hem tabu, hem maldır. Köleci toplumdan beri o yasaklarla büyümüş insanlığın bir evladı, Sayın Çelik için o sataşma bu manada normaldir. Şimdi hakkını yememek lazım, hükümet sözcüsünün dekolte anlayışı da çarşaftan ‘açık’, nikaptan evladır. Ayrıca o bir kişidir, nasıl ululuk beklenir; asıl, vazife çıkaran kişiliksiz tutumlar açığa çıkarılmalıdır.

Bayramda gazeteciye harçlık tam bir turnusol. Tepki, karşı çıktın mı, haşhaştan ufağına kadar diyen ilkel düşmanlık anlayışının ürünüdür. Makam ayrıdır, insan, dindar R.T. Erdoğan ayrı; inancının bayramında bayramlaşması, harçlık vermesi hakkı ve gazetecinin de alması insanidir, toplumsaldır. İnsani bir iletişim- muhabbetin harçlığında kalanlar, bakmayın anti-devlet çıkışlarına, aslında kritersiz, yıpratmak için her yolu mubah sayan iflah olmaz anti- AK Partici, kutsal devletçilerdir.

Bakan Bayraktar ve Sayın Müezzinoğlu’nun tutumları spontan/ kendiliğinden. O anda tabii ki, bakanlardan seminer, brifing vermeleri beklenemez. Bir bakan iyilik/ lütuf amacıyla verdiği belli bir paranın o anda etik, estetik olamayacağını düşünecek inceliklere sahip olmayabilir. Sağlık Bakanı’ndan da o yaşta çocuğun çalışmamasını, bahşiş kültürünün yanlışlarını söylemesi beklenmemelidir. AK Parti evrensel değil, pragmatik, pratik tüccar zekâlı, bakanları da fıtr, dolayısıyla çocuğun aile geçimine katkısı için sandık almasını önermesi kendi bakışı içinde tutarlı ve ‘gerçekçi’dir.

Keza Başbakan’ın ‘buyruk’ları da kişisel tavsiyedir, kabulleneni bağlar.

Ama hükümet yetkilileri, AK Parti kararı değilse, mutlak değil tabii, kişisel düşünce ve kanaatlerini kişisel alanda tutarsa, eski devlete özenmezse iyi eder. Tabii tavsiye boşuna, zira onlar da sistemin ürünü ve varacakları yer, eskimişlerin beklediği devlet adamlığı; yanlışsız, steril, kriter tanımaz.

Kriter, ışık gibidir, açığa çıkarır.


[email protected]