• 5.03.2014 00:00

 Makyavelli’yi (Machiavelli, 1469-1527) kim tanımaz! Floransalı düşünür, şair, oyun yazarı. Adı adeta amaç için her yolu mubah gören ilkesize çıkmış biri. 


Makyavelli’den bugüne geçen yaklaşık 500 yıla rağmen devlet ve başarı kriterlerinde değişen pek bir şey yok.
Devlet ve başarı aynı; en güçlü olmak. 


Devlet o yüzyılda da egemen bir sınıfın oluşturduğu aygıtlarla (ordu, bürokrasi, din) yönetilirdi, şimdi de öyle. 
Kölecilikle kurumlaşmaya başlayan uzun devlet tarihinin sadece bir döneminde, 7 Kasım 1917 Bolşevik Devrimi’nin oluşturduğu bloka rekabet amacıyla kapitalist devletler, emekçilere ve doğaya kısmi iyileşmeler sağladı, ama hiçbiri devletin/ sistemin özünü değiştiren şeyler değildi. 


Sosyalist blokun yıkılışıyla birlikte pervasızlaşan kapitalist egemen güçler, hele tepki görmediği yerlerde eski dönemin vahşi devleti oldular.


Yani dünya devletler cephesinde değişen bir şey yok, biraz daha iyi ve kötüden başka.


Bu hâl, Türkiye’de de aynı.


Türkiye’de de devlet, kir biriktirerek ömrünü sürdürmekte.


Osmanlı’nın mirası üzerine kurulu Cumhuriyet,geçmişinin devlet hücreleri üzerine kurulu ve tüm tutumların, baskıcı, hükümran geleneklerin, hatta kurulduğu gün son kullanma tarihi olan devlet denen o insanlık düşmanı aygıtın tüm özelliklerini taşımakta. Cumhuriyet’in ceddi, Osmanlı padişahlarının birbirlerini, kardeşlerini, oğullarını, babalarını öldürdükleri, kazanmak için rüşvet verdikleri, zehirledikleri, işkence ettikleri, gözlerine mil çektikleri günümüzde yeni yeni yaygın olarak bilinmekte, ama Cumhuriyet’in ilk yıllarının iktidar kavgası yaygın olarak bilinmemekte, okullarda okutulmamaktadır. 


Bilinen, İstiklal Mahkemelerinde özellikle dindarlar olmak üzere savunma hakkı verilmeden uygulanan infazlar; komünistlere zindanlarda işkence, hapis, suikast, boğdurma; 1927 tevkifatı, Menderes hükümetinin 1951 tevkifatı; Yassıada’da Menderes ve arkadaşlarının devlet tarafından katli, 12 Mart 1971 Muhtırası, Deniz, Yusuf, Hüseyin; darağacında üç fidan, 12 Eylül 1980’de sıra sıra idam sehpaları, yargısız infazlar ve özel yetkili mahkemelerde siyasi kararlar ve hep çığlık içinde hukuk... 


Bunlar sistemin ana karakterleri. 


Bu ana karakterin öznelerinin hâl-i pürmelâlinden ne çıkar, yamukluktan başka. 


Mesela uzun bir dönemine damga vurmuş devlet demirbaşı Demirel’in icraatları: Hayalî ihracat, el arabasıyla para taşıyan, dosyaları unutulan yeğenler, verdiyse o verdiler ve daha neler...


12 Eylül döneminin MESS (Madeni Eşya Sanayicileri Sendikası) yöneticiliğinden terfi eden Özal’la dünyanın en zenginleri sıralamasında başlarda yer alan generaller, jaguarlar, hanedanlar, papatyalar, devlet bakanı İ. Özdağlar ve diğerleri...


Siyaseten CHP’lilerin su müdürünün boşandığı karısının ihbarıyla ortaya çıkan yolsuzluklar...


Ve 11 yıldır Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, dört bakanı ve çevresinden kokan hırsızlık iddiaları ve kullanılan çocuklar ve evlere sığmayan paralar, para dolu ayakkabı kutusu ve kasalar.


Ne var bunda? 


Baştan beri ortaya çıkan tüm bu ayıplar, doğal bir devlet/ sistem icraatı.


Birbirinden yok aslında bir farkı, hepsi birbirinin devamı. 


Bunu en iyi kendileri bilmekte, belki hükümet kanadı eskilere içinden “kıskanan çatlasın” bile demekte. 


Fark sadece iletişim teknolojisinin yaygın kullanımı yüzünden çok sayıda insanın iddialardan haberdar olması, iddialar araştırılmasın diye daha fazla devlet tedbirleri alınması ve 12 Eylül rejimiyle yönetilen sistemin biraz daha daralıp otoriterizme varması.


Yaratılan bu panik sahte. Sanki çantalarında sahici çözüm varmış gibi, dağ taş, kurt kuş, dünya merakla bir sonuç beklemekte. 


Nasıl, kim çözecek? 


Önce, devletin dinlenmesi, ne güzel. 


Devlet sırrı denen insanlık ayıbı, emeğiyle geçinen halklara atılan kazık gizli kalmasın! 


Pasta erketelerinin yaygarası meslek tarzı! 


Komisyonsuz iş, kazanç mı var bu sistemde?


Deste boy bir kâğıt para iliştirili dilekçe kuyrukları, bahşişsiz dosya bakılamaz adliyeler, şunu al çekil ihaleden, değilse konuşan silahlar vakayı adiyeyken, sistemsel karşılığı olmayan bu abartılı hırsızlık edebiyatı niye! 


Hele AB’ye uyum ihale yasasının değişimine 55 kez onay verip ses çıkarmayarak kendi müteahhitlerine göz kırpanların yolsuzluk tepkisi hangi adil yüzle! 


Sisteme alternatif öneriniz yoksa, Başbakan’a, yolsuzluklara karşı çıkış boşuna! 


Eşitlik, adalet ve demokrasi adına Başbakan’ı savunmak da boşuna! 


Tek çözüm sivil irade; siyasetin toplumsallaşması, mağdurlarının irade olması.


Yani, halkın kendi kendini seçimi.


Kadınlar halkın yarısı, kadın adaylar kimin listelerinde?


Halk girmezse devreye, hırsızlık kameraya da alınsa kimse dokunamaz hırsıza. 


Dün onlara, bugün bunlara. 


Çünkü Türkiye’de yıllardır hukuk yok, her şey kanun namına!


Merkez çökük. Sağın her kanadı dökük. Devlet lime lime. 


Ne demiş Makyavelli: “Bencillerden oluşan bir toplumda bencil olmayan bir lider, davasını başarıyla yürütemez.” 



[email protected]