• 19.12.2017 00:00

literatür, antidevlet olmayan bir örgütlenmeye sivil toplum örgütü demiyor.

ama burası Türkiye, ekonomi fakir, siyaset fakir. kimileri barış adına devlet şiddetini savunabiliyor.

Hegemonyanın 1980'den beri süren çabasının sonucu bu; muhakemesini yitirmis bu kişiler akıllara ziyan bir sekilde ölümü önlemeyi degil öldürmenin "haklı"lıgı icin soruyor: savaşı kim başlattı?

Bu soruya Turkiye'de eski solculukla devlet dirsek içli olduğu için kimi sola bulaşmışlar tarafindan da destek buluyor.

Hal bu.

Ama yinelemek de olsa gerekiyor.

1921 Anayasasında Kürt, Laz Kürdistan serbestiyetini yasaklayan  1924 Anayasası savaşa davetin açık belgesi ve kaynağı.

ama asıl konu bu da değil.

kim başlatırsa başlatsın, savaşın kazananı egemen güçler, kaybedeni halktır.

çünkü egemenler savaşı da bir pazara dönüştürüp malzeme satıyor, para kazanıyor;

halkın çocukları, asker, gerilla, polis ölüyor; halk sefalet içinde, can derdine düşüyor.

Halen  süren bu, 1924, paylaşılmayan egemenliğin savaşı, öncelikle bunun altının çizilmesi gerekiyor.

koca koca proflar, halkın temsilcisi geçinenler, ekranda gerdan kıvırıyor, lafa, "ama egemenlik hakkı gereği" diyerek şiddete tevil yollu da olsa evet diyor.

oysa onurlu duruş ısrarla, "ey devlet önce gaspettiğin hak ve özgürlükleri teslim et" sonra haklılık ara demekten geçiyor.

devletler, egemenliği paylaştıkça demokratlaşıyor.

Devlet proflari bilmiyor olabilir, ama literatür fukaraları, anti devlet, sivil olamıyorlarsa, bari yalaka olmamaları gerekiyor.

çok mu zor şiddetin her türüne hayır, çözüm barışçı yolla olur demek?