• 30.01.2018 00:00

 Afrin'de 8. gün, "15 şehit, 484 etkisiz."

Devlet bülteni medyada haberler böyle duygusuz, sanki basket maçı skoru gibi veriliyor.

Oysa bu bir ölüm..

Her ölünün dışarıda cayır cayır yanan yüreği var.

Bu bir film, tiyatro sahnesi değil!

Stop/dur deyince yattıkları yerden kalkamıyor..

O iri gözler kapalı, ışıl ışıl bakamıyor..

Her sabah saçlarını düzeltemeyecek, anaları onlara "oğlum aynayı çatlatacaksın" diyemeyecek..

Analar ninnileriyle büyüttüğü, küçücük rahatsızlığına dayanamadığı yavrusunun güzel yüzünü bir daha göremeyecek.. 

Bir zulüm gibi, savaştakilerin ana babaları ölümden beter bir sessizlik içinde haber bekliyor.

Canı almanın/vermenin gerekçesi olamaz, kimsenin böyle bir hakkı ve yetkisi yok!

İktidarı paylaşın, bitsin bu egemenlik kavgası! 

Ve fakat bu işgal esasında küresel sermayenin Ortadoğu'da paylaşım kavgası üretimi.

Ne yerli ne de milli.  

Çünkü yerli, içerde yapılan, içeriye özgü nitelikler taşıyana deniyor. 

Yerli, yerinden yönetim, kendi kendini yönetmek.

Yerli, rengi, dini, cinsi, milliyeti önemsiz, ülkede yaşayan halk ve üretilen ürün demek.

Savaş, silahla kendi dediğini zorla yaptırmak, üretimi ve yaşamı öldürmek.

Komşusuna askeri çıkarma yapıp bomba atana yerli denmez. 

"Komşu komşunun külüne muhtaçtır", komşuda bir kusur varsa, önce komşuyla konuşulur, çözülmezse uluslarüstü mahkemelere taşınır. 

Devletler coğrafiliği dışında yerli olamıyor.

Devlet yani sermaye yerli değilse de milliye giriyor.

Çünkü milli tanımı o ülkede yaşayan tüm sınıf ve tabakaları kapsıyor. 

Ama millilik epeydir siyasal olarak müzede.  

Sermaye tanım olarak millilik içinde kalıyor ama çıkarı için sınır, değer tanımıyor, ta düşünceye kadar her şeyi alıp satıyor. 

Sermaye düzeninde sahiplik ve söz hakkı hissesi kadar oluyor yani "parası olan düdüğü çalıyor".

Mesela devlet köprü fiyatını düşürdüğü zaman yapım ortağı şirket, sözleşmeye aykırı diye devleti mahkemeye veriyor. 

O eski bağımsız devlet tavrı, milli sermaye tarih, artık devletler sermayeye değil, sermaye devlete hakim oluyor.

Eski ülke sermayesi diktatörlüğüydü, şimdiki ise küresel sermaye diktatörlüğü, halkın diktatörlük altında yönetilmesi değişmiyor.

Dolayısıyla sermaye düzenine, kapitalizme karşı olmadan anti emperyalist olunmuyor.

Ama pes doğrusu, şu son aylarda ağzı olan kendine yerli, tutumuna anti emperyalist diyor.

Hele emperyalisti taklit ederek hiç anti-emperyalist olunmuyor!

Emperyalist ABD'nin yayılmacı dış politikası dünya halklarına ölüm kusturuyor. 

Milyonlarca Iraklıyı öldürdü, kalıntıları hala ölüm üretiyor.

Bölgenin nisbi istikrarından ABD'nin çektiği tuğla, halklara her gün kitlesel ölüm riski içinde yaşatıyor.

ABD öyle gerekçelendirdi ama amacı Irak'a demokrasi getirmek değil, bölgedeki zengin enerjiye nüfuz etmekti. 

Peşinden dünya sermaye güçleri bölgeye girdi, şimdi ittifaklar kurup itttifaklar bozuyor.

Müttefikleri vasıtasıyla bölgeye konuşlanan ABD ve Rusya doğrudan, AB devletleri politikalarıyla, paylaşımın istediği rotada sürmesi için her türlü numarayı sergiliyor. 

Mesela ABD'nin Irak'ı işgaline ülkesini kullandırmama kararı alan Türkiye, Suriye sınırı içine girip Efrin'i işgale devam ediyor.

Ama herkes ve TC de biliyor ki terör, güvenlik bahane, işgalin amacı Ortadoğu'daki enerji paylaşım kavgasında/denklemde söz sahibi olup pastadan pay almak.

Devletler irili ufaklı, birbirine benziyor.

Bu noktada insan sormadan edemiyor, Efrin Hristiyan olsa, Efrin işgal edilir miydi?

Bunun sorgulanması gerekiyor.

Bunu daha çok Müslüman dünyanın sorgulaması gerekiyor.

Bu soruyu TC'nin kendine sorması gerekiyor. 

Bu soruyu Ak Parti'nin parti olarak özellikle sorması gerekiyor. 

Ak Parti'nin militanlaşmamış tabanı, menfaat için Müslüman kanı dökülmesini onaylamıyor.

Keza devletin çekirdek yapısında yer alan CHP'nin de.

Zira CHP üst yönetiminin onayına çoğu üye, parti politikası zarar görmesin anlayışıyla susuyor, ama partinin savunduğunu söylediği "yurtta sulh, cihanda sulh" anlayışı gereği ve siyaseten de bu savaşa karşı çıkıyor.

İşgal bir suç.

İşgalde sadece işgal edilen ülke halkı değil, tüm bölge insanlarının hayalleri, gelecek planları, huzur, yaşama umutları ölüyor. 

Savaşta, söz ve gerçek susuyor, susturuluyor.

Ama vicdanlar susmuyor.