• 7.02.2018 00:00

 Devlet, "Savaş, şehit ve gazilerimizin son damla kanı yerde kalmayana, son terörist temizlenene kadar sürecek" diyor.

Kanın son damlası nerede, son terörist kim?

Yıllarca bitmedi bu son!

Yetmedi mi, bu feodal, kan davası devrinden kalma postalar?

Halk bıktı TC kurulduğundan beri bu tür şiddet üreten cümlelerden. 

Şehit, gazi, acı ve gözyaşı üreten bu politik vizyon ülkeyi bu hale getirdi, hala devam ediyor.  

Kim haksızlığa muhalefet ediyorsa, "bir avuç çapulcu, eşkiya, şaki, terörist veya bölücü" oluyor. 

Nedeni sorulmuyor, sorun enine boyuna tartışılmıyor, "karşı gelenler, karşı gelmiş demektir, ezilmelidir" deyip geçiliyor, hemen şiddet yolu seçiliyor. 

Hikayenin sonu da belli; devlet için ölenler şehit, yaralanan gazi; muhalif ölüler, devletin "üst" makamlarınca hain, terörist, devletin lümpen makamsızlarınca leş oluyor.

Halk yanlış seçeneklere yönlendiriliyor, kutuplaşma olsun isteniyor.

Devletin atadığı bu sıfatlarla çözüm diye öne sürülen, o anda hakim anlayışa göre, kısmi değişimler, iade-i itibarla hain olan ulu, ulu olan görünürde hain olmasa da devlet eşitlerinden biri oluyor. 

Ama iktidarı elinde tutan kim, hangi sınıf ve renk olursa olsun şehit ve gazi sıfatı demirbaş.     

Şehit ve gazi olmanın gerekçesi de demirbaş oluyor, devletin bekası adına!   

Devletin bekasını korumanın amacı vesayeti/iktidarı korumak olduğu için, vesayet makamları değişse bile koruma değişmiyor, Türkiye halkları ağırlaştırılmış müebbetle beka korumaya mahkum yaşıyor.

İktidar olan ömür boyu iktidardan gitmek istemiyor.

Ama olmuyor!

İdam cinayetse, her idam cinayettir. 

Ölen saygıyla ya da kötü duygularla anılabilir; o göreceli, ama her can kaybı bir ölüdür. 

Ölüm doğru tanımlanmazsa, nitelik ta baştan onaylı veya mahkum, görüş bildirmenin yolu kanunla ve sıfatla tıkanıyor.

Devlet hukukla yönetiliyorsa, ölüleri hukuka göre tanımlamak zorunlu. 

Hukuken tüm ölüler eşittir. 

Ama bu ülkede halk hukuku yaşayamıyor.

Oysa ülkenin Avrupa'ya ayak basmamış ailesi yok ve halkın çoğu mesela demokratik dünyada askerliğin zorunlu olmadığını biliyor.

Ama bunu dile getiremiyor.

Halk en silahlı, en savaşçı örgütlerde bile ölüm, ölme ihtimali yüksek bir mevziye gidilmesi, gönüllü olduğunu da dile getiremiyor.

Henüz yaşamın ayıntılarına hakim olmayan 20'li yaşlardaki bir genci yetiştiği kutsallar içinde tercihe zorunlu bırakmak nasıl doğru bir tutum oluyor? 

Doğru değil çünkü ne devlet ne de bu ana muhalefet şehiti halka, gençlere maalesef anlatmıyor.

Şehitlik, dinen yüce bir makam. 

Sözlüklere göre şehit, Arapça şahid sözcüğünden türeme bir sıfat; din, Allah yolunda ölen kişi.

Sıhah ve Kamus isimli sözlüklere göre "Allah'ı, dini uğruna ölen kimse". 

Antik dil Aramicede de sâhed tanık. 

Süryanicede 3. yüzyıldan itibaren sâhed "din uğruna ölen kişi"; fiilin üçüncü hali ashed, hem şahit, hem şehit oldu demek. 

İslam yorumcularına göre de aşağı yukarı aynı anlamda ama şehit olmak için Müslüman olmak bir şart.

Türk Dil Kurumu, İslam Ansiklopedisi ve dil uzmanı Nişanyan Sözlüğü dahil tüm tanımlar aşağı yukarı aynı.

Hangi yorum ele alınırsa alınsın, ortaya çıkan şehitin anlamı din, Allah yolunda ölüm.

Hangi tanım devlete uyuyor?

Tanımlara göre devlet ne Allah ne din, dolayısıyla devlet yolunda ölmek şehitlik değil.

Peki o zaman bu ölümüne özendirilen, anaların yüreklerini yakıp kavuran, yaşamını zindan eden şehit haberi beklentisi ne oluyor?

Bu zulümden beter acıyı, bu işkenceyi hangi kitap yazıyor?

Analar, babalar, kardeşler, şehitlik makamına, dine karşı çıkmış olma korkusundan, çocuklar ölmesin deyip canlarına bile sahip çıkamıyor.

Sadece ana ve babalar mı, devlet politikası ve araçları, canlara sahip çıkacak insanları, hain, alçak, terörist damgası, hapis tehditi altında tutuyor, onlar da yeterince sesini duyuramıyor.

Ama dipten gelen dalga bu politikayı onaylamıyor.

Velhasılı devletin inancı dünyevi çıkarlara karıştırmaması gerekiyor.

Devlet kendisi için öleni farklı kılmak için bir tanım üretebilir, taltif edebilir, her aidiyetin yaptığı gibi.  

E tabi bu son cümleler ölülerine şehit diyen sol için de geçerli.

Dindarların terimleri dinlere teslim edilmeli.

Yaşamın bekası adına!