• 16.03.2018 00:00

 Sermaye kasasını doldurmak için doğa, insan, can demiyor, harcıyor.

Dünyada uçurum halinde olan gelir dağılımının sonucu yoksulluğun aldığı canlar yetmiyor gibi savaşlarla da yoksulları savaştırıp yine yoksul canı alıyor.

Sermaye yoksul kanına doymuyor.

Daha 2003'de Irak'a girip işgal eden ABD ve İngiltere başta olmak üzere küresel sermaye, Ortadoğu'daki zenginliği paylaşmak için halkları birbirine kırdırmaya devam ediyor. 

Irak'ta başlayan kırım Suriye'de sürüyor.

Komşusu Türkiye ordusu tarafından kuşatılan Suriye'nin şehirlerinden Efrin halkı ölümlü bir endişe içinde yaşıyor.

Egemen sermaye dünyası susuyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın da deyişiyle, "Her bir kanalı ayrı bir sorun, adeta kanalizasyon haline dönüşmüş olan medya.." susmaktan beter, savaş propagandasına yataklık ediyor.  

Efrin'de savaş can alıyor.

Türk Memed, Kürd Memo'nun canını, Kürd Memo Türk Memed'in canını alıyor; canlar can veriyor, can alıyor. 

Yürekler kan ağlıyor, can dayanmıyor.

İnsan yeter diye haykırmak istiyor.

Ama devlet duyulmaması için her önlemi alıyor.

Ölüm, öldürmek, savaş korunuyor.

Ağızları bıçak açmıyor, yüreklerden süzülen içten ağıtlar Efrin'e varıyor.

Efrin kaç dağ içinde?

Burseya Dağı, Darmık Dağı, Haware Dağı, Kestel Dağı, Kürt Dağı/Çiyayê Kurdan.

Kaç can var içinde?

Bu Kürdler neden hep zulüm içinde?

Daha canlı şahitleri var şu ağıt içinde:

"Dersim dört dağ içinde

Gülü var bağ içinde

Dersimi hak saklasın

Bir gülüm var içinde".

Evet dün dündür egemen siyasete göre ama halkın hafızası unutmuyor.

2011 yılında Başbakan Erdoğan halktan özür diliyor:

"Bu katliamın sorumlusu CHP'dir, özür dilemesi gerekenin CHP lideri Kılıçdaroğlu'dur, ama devlet adına özür dilenecekse, böyle bir literatür varsa ben özür diliyorum" diyor.

Birkaç yıl sonra devlet Erdoğan'ı "değiştiriyor"; Ak Parti eleştirdiği CHP'den beter sermaye yanlısıyken değişiklikle daha da beter devletçi oluyor.

Devlet hak tanımaz olduktan sonra özür yeter mi, Dersim biter mi?

Diyarbakır, Sur, Cizre, sınır ötesi, Fırat Kalkan Harekatı derken Efrin bir tramplen seçiliyor.

Devlet koro halinde karar alıyor, ordu Efrin'e giriyor. 

Geçmiş politikaları, sınır ötesi tezkere ve dokunulmazlıklara verdiği evet oyuyla CHP'nin devlet partisi olduğu biliniyor ama bilmeyen de Efrin'le bir kez daha öğreniyor.

Barış, yaşam hakkı, ilke hak getire, CHP savaşçı politikada da Ak Parti'nin gerisine düşmek istemiyor.

Ve Çözüm Süreci bittiği gün Ak Parti CHP ile eşitlendi, ama "boynuz kulak" misali ilkesizlikte CHP'yi geçti, geçiyor.

CHP "yurtta sulh, cihanda sulh" diyen bir dış politika yanlısı idi, Ak Parti, dış politikayı "yurtta çıkar dünyada çıkar" yaptı.

Devlet deyince CHP cinsine, rengine, ihlaline bakmadı, Efrin kararında hemen devletin önüne yattı.

Şimdi hep beraber başka ülkenin topraklarını bombalayıp ölen canları sayıyorlar.

Anaların göz yaşı kan oldu, anaların feryatları bitmiyor.

Niçin? 

Terör bahane, tek bir kanıt yok teröre dair, kimse onaylamıyor, kimseyi ikna etmiyor.  

Kendi kalemşörleri bile Ortadoğu denkleminde enerji ve nüfuz paylaşımında yer almak diyor. 

Kime hizmet?

Boşuna anlatma külaha, bittabi sermaye sınıfına.

Kur'an'a göre şehitlik, devlet için ölüm değil, Allah yolunda yaşam, nüfusun çoğunluğu buna inanan Müslüman. 

Yani halk sadece inancını sivil sivil yaşasa bile yetecek, kendine ait olmayan devlet ödülleri ve sembolllere kanmayacak, ne savaşan ne savaş kalacak!

Öyleyse, dünyada, Ortadoğu'da, Efrin'de savaşa hayır de, hadi barışa!