• 15.06.2018 00:00

 Lenin ulusların kendi kaderi ile ilgili kitabında Marx'a atıfta bulunuyor:

"Başlangıçta Marx, İrlanda'nın, ezilen ulusun ulusal hareketiyle değil, ezen ulusun işçi hareketiyle kurtarılacağını sandı." diye yazıyor.

Marx da tıpkı Türkiyeli solcular gibi, kim bilir, belki çözüm devrimden sonra bile dedi.

Marx sonra bu görüşlerini yeniden gözden geçirip düzeltiyor, 'Bir ulusun başka bir ulusu boyunduruk altında tutması, kendisi için büyük felaket, İrlanda, İngiliz boyunduruğundan kurtulmadıkça, İngiliz işçi sınıfı hiçbir zaman özgürlüğüne kavuşamayacaktır.' diyor.

Bu sözü de Lenin aktarıyor.

Tabi Marx, Türkiyeli devrimciler ve komünistler, düzeltileni görmeyecek, bir asır sonra aynı yanlışa düşecek demiyor.

Türkiyeli devrimciler ve komünistler, 21. yüzyılda bile 1860'lı yıllardaki Marx'ın düzelttiği görüşünü hala savunuyor ve Kürt sorununun çözümünü devrimden sonraya bırakıyor.

Kimi sol gruplar sorun çözme yönünde doğru yaklaşımlar içine girse bile her halk kendi kaderini tayin eder doğrusu gibi Kürt sorununu çözmek de doğal olarak sahibine, Kürtlere kalıyor.

Sorun, Türkiye'de Kürt ve diğer halkların, diğer din ve inançların  haklarının iade edilmemesi siyasal ve kültürel gericiliği güçlendiren, demokrasiyi tıkayan tam bir set, bahane oluyor.

12 Eylül darbesinin bakanlarından Keçeciler'in komünizm propaganda ve örgütlenmesini yasaklayan maddeler, 141 ve142'yi kaldırmamak için gerekçeleri hala hafızalarda: " Kaldırmak iyi bir şey ama peşinden Kürtler de hak isterse."

Devlet, Kürtlerin hakkından öcüden korkar gibi korkuyor.

Devletin nedenleri hala sürüyor, hala hakların gaspı devam ediyor.

Ve hala o komünist ve devrimci çevrelerin enerjisi bu meselenin çözümüne topyekün yönelemiyor.

Çabalar sürüyor ancak çözümün adresi devletin gözaltı, tutuklama, parti kapatma vb. cepheden saldırıları nedeniyle kesintisiz özneleşemiyor.

Soruna, Kürt sorunu, Türkiye sorunu, Türk sorunu gibi gerçeği de içeren ajitatif tanım yapılıyor ama doğru teşhisli yasal barışçı mücadele hattı sürekliliğini koruyamıyor.

Mesela teşhislerden biri Kürt sorununu, Türkiye sorunu olarak değerlendiriyor ve çözüm özneleri gündeme geldiğinde karmaşa yaşıyor.

Nasıl devletin coğrafi siyasi dilini kullanarak Doğu, Güneydoğu demek yanlışsa, Kürt sorununu da misak-ı milli zihniyetiyle çözmek yanlış oluyor.

Ve uluslararası bir karar olan ülke ve hak ve özgürlükler ayrı olgu, birbirine takas etmemek gerekiyor.

Hiç kuşku yok ki konu tüm ülkeyi ilgilendiriyor, fakat bu, Kürt sorununun karar öznesinin kayıtsız şartsız Kürtler olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

Ve Kürtler çözüm etrafında bütünleşmeden devletin adım atmadığı ve atmayacağı görünüyor.

Bu kadar ekmek, su ve hava gibi doğal hak ne yazık ki Türkiye'de az biliniyor, yasaklara eklenen devletin şovenist yetiştirme tarzı konuyu sürekli öteliyor ve Mezopotamya'nın kadim halkları yıllardır anadilinde rüya gördüğünde bile acı çekiyor.

Oysa konu bir burjuva hak, öyle devrim mevrim işi değil.

Anadilde eğitim, kültürel haklar ve siyasal kimlik.

Minicik Avrupa ülkelerinde çok sayıda resmi dil kullanılıyor, ayrı ülke olmak için bile özgürce referandum yapılıyor, dostluklar tükenmiyor, ama Türkiye'de bunun sözünü solcular dahi imtinayla ediyor.

Türkiye ne kadar kötü, kavgacı yönetiliyor!

Ama artık yetti, Türkiye aydınlarının artık kendine çeki düzen vermesi, neden bu kadar geri şovenistim, burjuva demokrat bile olamadım diye kendini sorgulaması gerekiyor.

Bunu şu anda herkesin yapması ve davranması için tam zaman.

Bir tarafta iki devlet ittifakı, öbür tarafta halk ittifakı.

Solun büyük çoğunluğu halk ittifakını destekliyor ama bu desteğe liberal, ulusal düşünceli insanların, Müslüman demokratların ve özellikle Alevilerin ve tüm inançların da katılması gerekiyor.

Halkın ittifakına verilen her oy diktatörlüğe giden yola örülecek duvara tuğla ve harç olacak.

Öyleyse bir oy Demirtaş'a bir oy HDP'ye.