• 3.02.2019 00:00

 Türkiye, sosyalist entelektüellerden birini daha yitirdi.

Türkiye halkları, emekçileri, aydınları, bilimsel yolun savunucuları birikimli bir öznesini yitirdi.

Yitirenler yeterince onun birikiminin farkında değildi.

77 yıllık yaşamının, akademik dünyada geçenler dışında ki, o evrede de hep haksızlığa karşı sistematik olarak karşı durdu, hep sınıf mücadelesi perspektifi içindeydi.

Her solcu gibi TİP'te başlayan örgütlü mücadelesi 12 mart sürecinde Sosyalist dergi çevresinden TSİP'in kuruluşuyla devam etti.

TSİP'in kuruluşunda genel sekreter oldu.

Ama Yusufoğlu Tsip'de her şeydi.

Türkiye'nin dört bir tarafını dolaşan örgüt üretim merkeziydi. Örgütlenme yolculuklarında, kucağına aldığı daktiloda, Kitle ve İlke dergilerinin orta sayfalarında çarşaf çarşaf okunan yazıları harmanlardı.

Entelektüel ürün üreten mutfağın da en çalışkan işçisiydi. Yazarken açlık, uyku, yorgunluk aklına bile gelmezdi. Zaten yapısı o tür konforlar konusuna varesteydi.

Mahkemelerdeki duruşmalarda takım elbise giymez, kravat takmazdı da A. Kaçmaz "sadece duruşma bitene kadar" diye ikazımsı rica ederdi.

Mahkeme bitince okulu kıran öğrenci gibi kravatı katlayıp cebine koyardı.

Üniversitede öğretim görevlisi, jeo fizikçi, ABD'de okurken öğrendiği yabancı dili vardı, ancak o sınıf mücadelesinin gönülden bir bireyiydi.

Tsip feshinden sonra kurulan tüm organizasyonlarda yer aldı; en son HDP'liydi.

Bir emek işçisiydi.

Bohem denemezdi yaşamına.

O, "ten cüppesi çak, gönül evi pak gerek" içli yaşamından ölümüne dek ışığı arayan materyalist bir "sufi"ydi.

O derviş tipi bir komünistti.

Diyarbakırlı, Kürt kökenliydi.

Değeri bilinmedi denemez ama ne komünistler ne de Kürdler onun birikimini değerlendirebildi.

O artık gitti.

Tertemiz gitti.

Geriye değerli ürünler ve hak ve adalete dair moral değerler bıraktı.

O, değerlerle yaşayacak.