• 13.08.2020 00:00

 Göçmenlik, mültecilik gezegende yaşanan bir sorun ve kaynağı gezegenin yaşamını organize eden sistem.

Ama yine sistem soruna ilişkin insanlığın çözüm prensiplerini anlatmaktan ve uygulamaktan ziyade konuyu ortaya çıkan çelişkilerde tutuyor, sorundan çıkar elde edebilmek için çabalıyor ve gerçek nedenlerin bilinmesini istemiyor.

"Bak bak mülteciye bak, nargile tüttürüyor, göbeğini kaşıyarak yan gelip yatıyor" vb eften püften insani tepkilerde oyalıyor, sırayı sisteme getirmiyor.

Görevi o, çarkını döndürüyor.

Ama halklar da bu zokayı her seferinde iştahla yiyor.

Örnek mi, hele gir halkın arasına herkes incir çekirdeğini doldurmaz  envai çeşit sorun anlatıyor.

Bunlardan başlıcası bir nevi iç içe, alt üst olmaktan ötürü komşulukta yaşanıyor.

Mesela diyelim ki yerli halkın yaşadığı bir apartman katının üstünde bir göçmen aile yaşıyor.

Aile de Libyalı.

Yerli aile ile kültürel ayrılıklar var, ayrılıklar çelişki yaratabiliyor, çelişkilere hapis yürek ve bilinçte ise komşular sorun oluyor.

Libyalı aileler kalabalık, bu, en büyüğü 8 yaşında 4 çocuklu bir aile ve çocuklar alışık olmadıkları koşullarda yaşıyor.

Çocuklar neden orada olduklarını da bilemeyecek kadar küçük.

Ortak dil yok.

Anne gözleri bile görünmeyen yüzü peçeli çarşaflı bir kadın.

Baba ne iş yapıyor bilinmiyor.

İnsanlar ve çocukları, çok güzeller, çocuklar cıvıl cıvıl.

Hele o çocuklar, yolda rastladığında etrafa etrafı sürmeli kocaman gözleri ışıl ışıl sevgi ve tedirginlikle bakıyor, o tedirginlik insanın yüreğini yakıyor.

Kim bu çocukları burada tedirgin yaşamak zorunda bırakıyor, neden?

Çocuklar, çocuk, sokak tedirgin, evde oynuyor, gece gündüz takır takır, patır patır ayak sesleri hiç sessiz duramıyor.

Komşular, özellikle alt komşu, herkes gürültüden rahatsız oluyor.

Bu çocuklar belki müstakil evde ya da bir çadırda yaşıyorlardı, yeni yaşam alanları onlara uymuyor.

Anne bebeğini uyutmak/susturmak için 24 saatte toplam 3 saat civarında tahta beşik sallıyor, gürültü, komşularına uyku ne kelime tek sayfa kitap okutturmuyor.

Bu durum uyuma saatinde hele hiç çekilmiyor.

Sabır çatladığında paspas sapı tavanda, "halas, tamam ya habibi!" diye bağırılıyor, ama çare olmuyor.

Çünkü mini bir sessizlikten sonra küçükler koşmaya başlıyor. 

Her ailede olur, ama bunlar göçmen, arada olan karı koca kavgası bunlara çok görülüyor.

Çünkü acaba ne tartışıyorlar, bilinmiyor,  ya cinayet çıkarsa, bilinmeze kürek çekmek istenmiyor, ama esas "emanet"ten ekstra sorun istenmiyor.

O ve kendine güvensizlik yüzünden karı koca kavgaları genellikle karakolluk oluyor.

Göçmen olan apartmanlarda sanki 1960 öncesi bir gecekondu mahallesi problemi yaşanıyor.

60 haneli apartman köyler problemi.

Komşular göçmene çözüm üretmek yerine, alt katta oturana üzülüyor.

Komşular bir üzülüyor bir üzülüyor, alt kattaki komşu için göçmenleri azarlamak istiyor, alt kattaki komşu izin vermiyor.

Çözümsüzlüğü üreten devletlere gösterilen yüreksiz sabrın zerresi komşuya gösterilmiyor ama halk ilacı birbirine sabır.

Alt kat, "Sabırla koruk helva, dut yaprağı atlas olur" diye çözüm anı bekliyor.

Alt kattakiler bir gün, dileklerini telefona İngilizce yazıyor ve Arapça çevirisini Libyalı aileye okutuyor.

Nafile.

Birkaç saat sessizlikten sonra hurra, teneffüse çıkan öğrenciler gibi tak tuk sesleri hizla başlıyor.

Başka bir yol aranıyor.

Ortak dil yok ama ortak insanlık var, Tarzanca ve insanca konuşmak.

Alt kattaki aile çocuklara oyuncaklar alıyor, bahçede oturmakta olan ailenin yanına gidiyor.

Libyalı  aile onları musmutlu karşılıyor.

Yüzler, gözler, yürekler sımsıcak gülücüklerle doluyor, Tarzanca her sorun tek tek ortaya konuyor.

Anlamaya hazır duruyorlar..

İletişim gibi var mı, Kaddafi'den Serrac'a, Hafter'den Trablus'a Libya'da politik mekik dokunuyor, evde mutlak sessizlik saatlerine mutabakat sağlanıyor, özürler dileniyor, "mesele" hallediliyor.

O görüşmeden sonra apartman sakinleri Libyalı aile taşındı sanıyor, yani o denli bir sessizlik yaşanıyor.

Aile ile apartman girişlerinde karşılaştığında peçeden  gözleri görünmeyen çarşaflı genç annenin peçeye rağmen ışıltıyla baktığı zarif reveransla geçişindeki özgüvende hissediliyor.

İyiliği açığa çıkarmak ne iyi, doğru tutum güzellik üretiyor.

Devletlerin mülkiyetçi çıkarcı gezegen politikasını halklar dayanışarak böyle fiilen ortadan kaldırması gerekiyor.