Serbest de bak hele esen demokrasi yeline, yaprak kımıldamıyor özgürlük diye.

Neden böyle?

Tahliyeye sevinç yerine neden sessizlik hakim?

Ailesi yanında bir avuç zihni prangasız seviniyor, demokratım diyenler sanki tıp oynuyor.

Niye?

Devlet böyle yetiştirdi, alın her birini laboratuvarda ayrıştırın, içinden devlet elementi çıkar.

Bu devlet çapağı ta Çetin Altan'dan başlar, Atakürt yazısıyla devam eder Taraf gazetesine uzanır, sonrası malum.

Çetin Altan hem iyi yazar hem de iyi bir muhalifti.

Tek başına bir şövalye, devlete kafa tutan bir sosyalistti.

Devlet kafa tutmak ne iştir bu ülkede, bilen bilir.

Devletin yanında bacak bacak üstüne atmak bile mangal gibi yürek işi.

Ahmet Altan başta siyaseten sadece yüzü sola dönük olsa bile babasının izinden gitmekle devlet nezdinde baştan kaybetti.

Sonra kabullendiği doğruları eğmeden bükmeden, mesela Mustafa Kemal iyi ama Atatürk gardrop devrimcisidir gibi oryantal yapmadan birikimi kadar analiz etti.

Tabi devleti ve devletçi tepkileri de üstüne çekti.

Bu, Atakürt yazısıyla zirveydi ve devletin ilelebet fiili “düşman” hükmünü giydi.

Altan'ın edebi terbiyeli kalemi statükoyu ve vesayeti keşfettikten sonra o yolda yürüdü.

Eleştirilerini, dolu dizgin, yel değirmenlerini kesmez bu kılıç demeden salladı.

Ama o bir komünist değildi, safında fiilen yer aldığı sınıfın yüzünü ve kastını keşfi, birikimi kadar oldu.

Bu doğal sonuçtu, çünkü pusulası yetersizdi.

Etrafındaki Murat belge, Halil Berktay gibi politik deneyimli isimler de ya hiç ya da kolektif danışmanlık sunmayınca veya istemeyince, fiili angaje kokuları sardı.

Bu, eski devletin vesayetine karşı operasyon değil, eski devlet trolleri boşuna kedine pay çıkarmasın, operasyonlardaki heyecanı, ajitasyonla girdiği angaje rezildi.

Yazar duygusallığı, mücadele duygusuz olmaz deyip geçilemez, karşı duygu da hele hakları ihlaldeki duygunun çığlığı hak amaçlı da olsa gök kubbeyi yırtardı.

Haksızı haklı kılmaz ama hak konusunda adillikte titizlik şarttı.

Kimse ya da bir örgüt şapkası önde dursun, ona bu konuda kılavuz olmadı diye de bahane üretilemez, zira o zaman solun yapması gerekeni Altan'a yüklemek gibi bir garabet çıkar ortaya.

İşte şimdi bu sessizlik gibi, sol örgütsel olarak yok, olmayınca demokrasi devletin inayetinde kalıyor.

Kulak verin sevinç çığlıkları atılamıyor.

İnsanlar korkuyor, acaba Atatürk düşmanı mı sayılırım, Fetö'ye dolaylı hizmet mi etmiş olurum, Ak Parti iktidarının bir tepkisini mi çekerim diye.

Bu, anti tek adam rejiminin Altan'ı çıkarmak istememesine rağmen böyle.

Anlayın ki devlet yüzeyde ne denli kalın kısmi ahali desteğiyle, ne denli çatık kaşlı duruyor tepede.

Evet ne demişti Nazım usta?

"Antenler yalan söylüyorsa/yalan söylüyorsa rotatifler" elleriniz isyan etmesin diyedir, işte onun gibi devlet medyasında haber bile değilse tahliye, TV'ler alt yazı bile geçmiyorsa tahliyeye dair, mücadele moral bulup diğer yatanları dışarı çıkarmaya çalışılmasın diye.

Devlet devlete muhalefet eder mi?

Etmez, klik savaşı için miş gibi yaparlar sadece birbirlerine.

Öyleyse demokratlar, birbirine dalaşmamalı, burukluklarının sağlamasını doğru ve doğru platformlarda yapıp bu sevince beraber omuz vermeli.

Tüm düşünce tutukluları derhal dışarı çıkartılmalı.

Tabi bunun için öncelikle halktan yana bir demokrasi ittifakı kurulmalı, ilk gündemi tek adam rejimi olmalı ve karşı olan herkesi çağırmalı.

Dışarı hoş geldin dik duruşlu insan, Ahmet Altan.

  • Abone ol