Sanatın bir dalında bilgi, birikim ve tasavvurlarını katarak bir eser yaratana sanatçı denir.

Başka tanımlar da yapılabilir.

Ama burası Türkiye, tanımınız ne kadar kitabi olursa olsun, zahiri egemen kültür statükosu onaylamadıktan sonra geçerliliği yoktur.

Bu, klanın bölgesinde bir avuç toprak sahibi olabilmek için onların üyesi olma zorunluluğu gibidir.

Böylesi katılıklar belki de kültürün zor değişiminin ve sanatçının bireyleşememesinin nedenidir.

Sanatçı ya “çoğunluğun” bu zahiri zihni hizasına uyar ya da tecriti göze alır.

Ey tecrit, “defol sanatın özgürlüğü üstünden”.

"Sabırla koruk helva dut yaprağı atlas olur" denir ya, anlatılacak, yol da tecrit de..

Artık bilinmek zorunda, özgürlük statükoya mahkum değil!

Herkesin siyasi elbisesi kendine!

Besteci, güfteci, şef, icracı/yorumcu, ressam vd sanatın bir dalında emek verip ekmek yiyen sanatçıdır.

Bu elitistlerin sanata ve sanatçıya koydukları merkezi kibirli süzgeçler sadece kendilerini bağlar.

“Onlar gibi düşünen sanatçıdır, diğerinin nesi sanatçıdır!” hükmü sanata karşıdır.

Mesela "zalime hizmet edene sanatçı denmez!"

Bravo, alkış; ne de sanat tanımlı bir yaklaşım!

Burası çarpık pragmalar ülkesidir, ne teori bilinir ne de pratiğe saygı duyulur.

İster sağ ister sol, herkesin statükosu vardır, ters düşen kovulur.

Oysa sanatçı da her birey gibi sınıflı toplumun bir ferdidir ve sınıf ve tabakalardan etkilenir.

Gönül ister ki, sanatçılar üretiminde zihni ve maddi özgürlükleri olsun, ama bu, sınıflı toplumda   mümkün değildir.

Bu giriş taksimi, “temcit pilavı” için.

Temcit pilavı çünkü kamuoyu bıktı.

En yakını Şubat 2018’de Hatay'da toplanıp işgale alkış vuranlar.

Şimdiki İbrahim Kalın ve sanatçı Oğur ilişkisi; biçimi farklı olsa da özü aynı.

O zaman "İşgali destekleyene sanatçı denmez!" dendi, şimdi denen "zalimin başdanışmanına ‘yardım’ sanatçılığa sığmaz!"

Bu “sığmaz”, zalimin bahçedeki domates fidesi bile yaşatılmamalı diyen kan, intikam/ant kültürünün bir varyantı, bir savaş konsepti.

Hele bu “sığmaz”ı devletin içinden çıkmayanlar derse, çıkılmaz işin içinden.

Sanat bir racona sokulunca, sanatçı Erkan Oğur'un yaptığı, “sanatçılığa da delikanlılığa da sığmaz”.

Bu anlayış, egemen, merkeziyetçi ve çoğunluk emirlidir.  

İlam hazırdadır: "Almazsan saflarda, alırsın karşı saflarda".

Maalesef sanatçı bir kaşık yargıda boğulur buralarda.

Hukuk sadece slogandır, tartışma raconu, ajitasyonu aşıp da adile varamaz.

Birey olmak, olabilmek yasaktır.

Oysa, özne Erkan Oğur her bakımdan kendi ilişkisini kendi kuracak rüşte ve hakka sahip biri.

İşgücünü devlete de devlet danışmanına da satar, evvela satma hakkı onundur.

İmparator, padişah ve işadamlarının finans ettiği büyük sanatçılar suçlu mu günahkar mıdır?

Bu tartışma at gözlüklüdür, zira o saz devletin başka bir rengine çalınsa, tartışma çıkmaz, hatta övülür.

Kapitalist sistemde her şey metadır, hatır bile bir aşamada metalaşır.

Kişisel tutumla kurumsal siyasal tutum karıştırılmamalıdır.

Ve siyasal tutumdan beklenen sanatın pratiğinden beklenmemelidir, ırkçı bir işverene çalışan işçilerin orada çalışmaması beklenmediği gibi. 

Bu basit kuralı peşinen kabul etmeden yürütülecek her tartışma volontarist dayatmadır.

En ağır yargı/hüküm, özneye zihni müebbet/tecrittir.

Ey hücre, hapis, ceza dolu diller ve kalemler lütfen rahat bırakın özgürlüğü.

  • Abone ol