• 28.05.2021 23:16

Bugün 27 Mayıs, 4 Nisan 1963’te 27 Mayıs “Hürriyet ve Anayasa Bayramı”nın ilan edildiği gün.

Bugün 1981’e kadar kutlandı.

Her kutlamada göğsümüz kabardı, marşlar söylendi, "Gün doğdu hep uyandık/Siperlere dayandık" dendi, gericilik lanetlendi.

Gazetelerden her 19 Mayıs'da kezzap haberleri okundu, radyolardan dinlendi; şortlu kızlara cemek sakallılar kezzap atıp yakacak dedikoduları yayıldı, devlet halkla beraber tedbir almalı dendi.

Her Türk asker doğardı, hiçbir rütbe, aferin beklemeden bayramda gözler dört açılmalıydı.

"Su uyur düşman uyumaz"dı.

Kasıt masıt diye kıvırmanın manası yok ayıplı bir sözdü ama o zamanlar "Sağlam kafa sağlam vücutta olur"du, bu gericiler toplu askeri estetik ve çağdaş gösterileri tehdit ediyordu, ölümüne engel olunmalıydı, bu bir yurt göreviydi.

Halkı  birbirine düşmanlaştırma o zaman daha da kolaydı.

En büyük sahip, ordu, hem de albay ve altındaki kademeler, emekçiye "yakın"lar, askeri öğrenciler ülkeyi uçurumun kenarından almış,  Anayasayı reforme etmiş, hürriyetleri vermişlerdi; korunmalıydı.

Devlet böyle diyordu ve dedirtiyordu, nüfusun yarısı da dinliyordu.

Bilinçler o kadara yetiyordu.

Ülke nüfusunun yarısı ki Anayasa oylaması yüzde 61 ve 39 oranlarındaydı, devlete karşı gelmenin kabusu düşünülürse, orana tersi şeklinde bile bakılabilirdi.

Öyle ya da böyle, 60 darbesine devletin sahibi karar verdi.

3 siyasi, devletin sahibi tarafından öldürüldü/idam edildi.

Ölüm bilince çıktı da demokrasi ve haklar bilince çıkmadı.

Devletin fiilinin  kendi bekasını, egemenliğinin garantisini sağlama almaktan başka bir şey olamayacağı bilince çıkmadı.

Analizler devlet etrafında kaldı, çağdaş, çağ dışı, gerici, modern biçimselliği kısır döngüsünde kaldığı için haklar hala zulüm altında kaldı.

Devletti, normaldi, zira kendi geleceğiydi, ama ya halk ne alemdeydi?

Halk geçim derdinde, salatasına üç zeytin yerine 5 zeytin koyabildiğinde kendini zengin ve mutlu hissettiği yıllarda onlardan  devletin dedikleri dışında cevap beklemek zordu.

CHP devletti, bizatihi 60'ın politik sahibiydi, ol sebep demokrasi zaten beklenemezdi.

Ama aslan gibi komünistler vardı, onlar ne dedi?

Destek dışında hiçbir şey demedi.

Donanımları ve vizyonları yetersizdi.

Solun her türü, rengi devletle omuz omuza oldu.

O zamanlar sınıflar, uluslar, halk, devrim hep kitabi olarak vardı pratik olarak devletçiydi, devlet kamu demekti, bir nevi halkın iradesiydi ama tarihi ve sosyolojik olarak eski istenmemeliydi.

O yıllarda o kadarı yeterliydi.

Nitekim çoğunluk iktidarı darbeyle alaşağı edildi ve ediliş bayram olarak kutlandı.

Devlet darbe, darbeyi de bayram yaptı.

Nüfusun yarısının acısı üstüne şenlik, milli bir bayram günü ilan edildi, nüfusun yarısı alkışladı, yarısı "mış gibi" yaptı.

Devrim kanla yapılırdı, öyleydi ezberler, bir teki ölümlere bu bir siyasal cinayettir demedi.

Çoğunluk iktidarı halkın geleceğini tarumar etti ama darbeyle alaşağı edilmemeliydi diyen olmadı.

Demokratik bir gelenek oluşmadı.

60'da öyle oldu ama yakın tarihte yapılan Kutlu Doğum Haftaları ondan sanki farklı mı?

Doğruya ve evrensel değerlere sağırlık ve körlük aynı.

Kutlama haftası fiilen yapıldı, genel uydu, fiilen devlet onayladı, hatta bakanlığın resmi kutlama gününe bile girdi ama yine devlet eliyle kaldırıldı.

Ama kutlanırken Kuranı hatim etmişler dahil kimse duyulacak kadar sesini çıkaramadı.

Çıkamazdı, çünkü karşı çıkan Peygamberin doğum gününü kutlamaya karşı çıkmış sayılırdı, arkasına teneke bağlanırdı.

Teneke sesi ve linçten ifade hakkı diye bir hakkı seslendirmeye insan hakları savunucuları bile zorlanırdı.

Ne ülke be ne ülkeydi!

Yaklaşık çeyrek asır kutlanan "kutlu doğum"u  2017 yılında devlet  kaldırdı.

60 darbesi kutlamasını da devletin en kanlı darbesi, bugünlerin yollarını döşeyen 12 Eylül cuntası 17 Mart 1981’de Milli Güvenlik Konseyi’nin aldığı kararla “Hürriyet ve Anayasa Bayramı”nı kaldırdı.

Devlet hala halkı  böldüklerini tokuşturarak, acılarını çıkarına malzeme yaparak varlığını sürdürebiliyor.

Bölünme haklar ve özgürlükler üzerinde olmuyor.

Çünkü solun önemli kısmı hala ne yazık ki dil olarak da pratik olarak da devletin bir kanadının kuyruğundan tutuyor.