• 2.07.2021 16:08

2 temmuz 1993'de 37 can öldü.

Sivas Madımak Oteli'nde 37 can öldürüldü.

Bu katile canlı yetmedi, hep bir şeyler planladı, öldürdü de öldürdü.

Başlangıç Cumhuriyetleyse ilki 28/29 ocak 1921'de Karadeniz'de boğdurulan Tkp yöneticileri, 15'lerdi.

Sermaye cumhuriyetinin Madımak'ları bitmez, sürdü gitti; cellatlar idam etti, fiili infazlar sayılamayacak  kadar canı toprak etti.

Ölüm, mezarlık, yas ve anmasız gün eksik olmadı.

Ölüm, öldürme bir politikaydı.

Ama solda fail, bir türlü berrakça tespit edilip her yıl kampanyalarla manşete çıkarılamadı.

Kararlar hep bir topal "taktik"in kurbanı oldu.

Çünkü bu tespiti yapacaklar, Cumhuriyeti bir özne olarak ittifakla değil, kayıtsız şartsız destekledi.

Sol Cumhuriyette absorbeydi.

Dolayısıyla egemenin dilini kılavuz edindi.

Mesela o dönemin kayyıtsız şartsız destekçisi TKP, idam sehpaları, Şeyh Said başkaldırısı, Dersim Katliamı ve benzerlerinde hep devletin yanında yer aldı.

Revaçtaki dil, hep devletin tespit ettiği, devleti yıkmak, şeriat devleti kurmak isteyen gürüha karşı birlik beraberlik içinde olma diliydi.

Ama ille de halkta da karşılık bulması istenilen ruhi şekillenme halkı park diye iki cepheye bölmekti:

Gericiler ve Cumhuriyetçiler.

Oh ne ala, sınıflar, kültürler, inançlar, haklar hürriyetler de yoktu.

Varsa yoksa, her sakallı ve başı türbanlı gerici, şortlu mini etekli ve japone kollu çağdaş, Cumhuriyetçi vardı.

Ayrıca Cumhuriyet, dini vecibelerini yerine getirene bir şey demezdi, lütfederdi, icabında Cumhuriyetçiler de namazında niyazında olurdu, ama tehlikeye karşı tedbir terkedilemezdi.

Zira "Su uyur düşman/irtica uyumazdı".

İbadetinde olan halk veya ibadet etmek yıllarca fiilen bu psikolojik baskı altında yaşadı. 

Bu egemen kibrin kuyruğuna giren sol hareket o kuyruktan çıkıp bir türlü  bağımsız politika öznesi olamadı, hala tortularıyla başbaşa.

Hala gözler budakta, hala fail flu, çünkü zihinler yenilenmedi, eskiyle yüzleşilmedi, dil hala onun isi ve pasından kurtulamadı.

Hala bildirilerde gericilerin Madımak'taki katliamından söz ediliyor.

Her analizde benzer yanlış, hala sistemin katlilamı, planıyla değil, maşa ve tetikçileriyle uğraşılıyor.

Hala şu tetikçi ceza almadı, o katil, karakolun karşısındaki evde yatağında konfor içinde öldü ile oyalanılıyor.

Sanki o katillerin hepsi yakalansa hukuk yerine gelecek, ülke demokratikleşecek!

Yakalanmamayla demokrasinin tabi ki ilgisi var ancak orada kala kala meselenin esasına gelinemiyor, çözümüne doğru kalıcı yol alınamıyor.

Madımak'ta canlar neden  diri diri yakıldı?

Devletin başında kimler vardı?

O günkü politik iklim yakmadan ne gibi bir sonuç umuyordu?

Bu sorulara doğru zaviyeden cevap verilemiyor.

93 yılının politik durumu ve gidişatı analiz edildiğinde durum ayna gibi ortada.

Cumhurbaşkanı, rahmetli S. Demirel, "bana sağcılar suç işledi dedirtemezsiniz" diyecek kadar tetikçilerini koruyan kaşarlı bir sermaye bürokratı.

Başbakan Tansu Çiller, " Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir" diyecek kadar hukuka yabancı zalim bir sermaye danışmanı.

Başbakan yardımcısı Erdal İnönü, soyadından ötürü zoraki başkan ve nöbetçi hükümet görevlisi, ama hiçbir yetkisini kullanamadığı halde bunu ifşa edemeyecek kadar neme lazımcı bir devlet evladı yetkin.

İktidarda tam bir sır vermez  devletçi yönetim.

İktidar ortağı, rahmetli Erdal İnönü'ünün deyimiyle aslan sosyal demokratlar, ama o gün, aslan devletçiler olduğu bir kez daha kanıtlandı.

Ama bu hala yağlı, şartlı zihinlerde bilince çıkmadı, CHP hala sol sanılıyor, halk aydınları halklaşamıyor, bilimselleşemiyor, sanılarıyla hala halkı kandırıyor.

Çünkü devlet örgütüyle sivil toplum, doğrudan demokrasi kurulamıyor.

O gününün devlet aklını o günün bir görevlisi yoruma gerek bırakmayacak kadar net açıklıyor:

 "2015 yılında Özgür Gündem gazetesine itirafta bulunan Özel Harpçi Üsteğmen H.Ç. şöyle demişti: 'Biz yapmamız gerekeni yaptık. Halkı ateşledik, halk olaya girdi ve timler bir anda geriye çekilmeye başladı. Bizim görevimiz sadece kargaşayı çıkartmaktı. Ama kargaşa bizim beklediğimizin üzerine çıktı. Erzincan’dan helikopterle geldik. Sonra iki otobüs timleri şehrin girişine bıraktı. 6 grup halinde dağılımımız yapıldı.' ”

Doğru teşhis konmadan  doğru tedavi olmuyor.