• 14.09.2021 00:10
  • (233)

Devlet dedi ki, her kafadan ses çıkarsa, anarşi, kaos olur, çalışma hayatı, disiplin, demokrasi nice olur?

Devlet öyle dedi, sen ne dedin?

“Doğru, doğru tabi ki, demokrasi üretimi, disiplini zehirler!”

"Öyle ya, yüzeysel düşününce, mesela evdeki çocuklar, hepsi konuşmaya başlasa ne olur; curcuna, sessizlik bozulur. Evde ses, tek kafadan çıkar, baba konuşur. Evde devlet, babadır."

Ayağına kurşunu sıkmaya devam..

Okuldaki çocukları düşün, hepsi birden bağırıyor, “hurra!”, sınıfta devlet öğretmendir.

İşyerleri vb mülk sahibi, usta/postabaşı, her yerde bir devlet vardır.

Mini bir yetkisi olan devlettir, devletlerde devleti besleyen devletçiklerden geçilmez.

Peki devlet yanlış yaptığı zaman bu taklit devletçikler ne yapar?

Kişiliği devletleşmişler yine devleti, disiplini destekler.

Azınlık çoğunluğa ya da geçerli olana, güçlüye uyar.

Konuşulmaz, “her kafadan ses çıkmaz” diye diye söz hakkı dumura uğrar, en azından potansiyel suskunluk olur.

Ama o bir hak, konuşma, ifade hakkı, diller ilelebet kökten yok edilmedikçe, kendini mutlaka var eder.

“Susma, anadan doğma konuşma hakkın var!”

O hak faşizmin panzehiri.

Sırayla konuşur, başkasının konuşma hakkına saygı duyarsan curcuna da olmaz, kaos da, hakkaniyetli konuşmayla demokratik kültür, ittifak kültürü de oluşur.

Devlet ve devlet akıllılar devlete uşaklık ederek halkı haklarına konan yasağa zihinsel olarak da ortak etti.

Osmanlı’nın bile gerisine düşüp kültürel yasaklara kadar vardı iş.

Cumhuriyetin ilk yıllarında Türkçe dışında dille konuşana hapis, gözaltı ve siyasi tehditlerin yanı sıra para cezası vardı.

Düşünün bir, bir halk kendi anadiliyle yıllarca konuşamadı, gizli konuşmak zorunda kaldı.

O yasaklar okullarda gururla anlatıldı ve genç beyinlere kazındı, onaylatıldı, yasakçılar inşa edildi.

Teneffüslerde kendi dilinden konuşan Çerkez veya Kürd sınıf arkadaşına rastlayan bir öğrenci, “başka dille konuşma, ihanet etme, suç; idareye şikayet ederim ha!” derken, yakalayış ve muhbirlik gurur oldu, milli bir görev sayıldı.

Sonra o yasak, büyük siyasal yasaklara döndü, barış içinde yaşamı zindan etti.

Halkların kültürleri, statüsel varlığı yasaklandı, hapisler doldu, kayyımlar atandı.

Bu tür meseleler konuşulurken ve halkların kültürleri deyince CHP’nin birkaç demokrat vekilinden biri olan Mehmet Bekaroğlu’yla yapılan o mini söyleşi hemen akla gelir.

TRT ŞEŞ açılmış, muhabir “böyle bir açılış doğru mu” diye Bekaroğlu’na heyecanla soruyor, anti Ak Parti icraatına birkaç okkalı laf alsın da o cenahı şöyle bir yamultsun istiyor.

Ama o da ne, Bekaroğlu muhabirde hayal kırıklığı yaratıyor:

“Bütçesi olsa da keşke Trt Laz, Çerkez ve diğerleri de açılsaydı. Ne var bunda, her ayrı kültür ayrı bir zenginliktir.”

Egemenlik ve iktidar, ekolojik topluma, doğal yaşama yani canlıların kendi olarak yaşamına karşıdır, "Her şey onlara hizmet etsin, insan dahil her şey bekası için malzeme olsun" ister.

O zaman demokrat ol, malzeme olma!