• 14.12.2021 15:49

Pazar günü HDP İstanbul İl Kongresi vardı.

Kongredeki coşku ve katılım sürpriz değildi, çünkü "fikir sahibini sarmışsa o artık maddi bir güçtü".

Hdp örgütlülüğü her durumda buna yeterdi..

Son kongrede en göze çarpan bileşenlerin kongrede yer alışlarıydı, "Bileşen Hukuku"nu gündeme getirdi.

Zira bileşenlerin varlığı adeta sembolikti, divan sahneye çağrılacak isim söylemekte bile zorlandı.

Diğer eylemlerde bu, gücü o kadar diyerek sineye çekiliyordu ama bu kez “yok”luk çok dikkat çekti.

Belli ki ana gövdeleri Disk'in "geçinmek istiyoruz" mitingindeydi.

Elbette sendikalar miting yapar ve desteklenir ama bir siyasetin bileşeni mücadeleyi "liyakata, rakama daraltan”, “devlet içi devir için yürüyen bir kampanya"nın uzantısı bir mitinge uzaktan reformist bir gülümseme gönderir de bileşeni olduğu partinin en büyük  bir metropol kongresini ihmal etmezdi.

Halkın muhalefeti, devlet içi bir kampanyaya destek mi, devlete karşı geçimi de kapsayan bir kampanya örgütlemek mi olmalıydı? 

HDP bir parti, istediği ilişkileri kurar, yönetir ve devam ederdi, ancak İstanbul kongresi ve ilişkilerin son hali ortaya koydu ki, bu örgütlenme biçimi artık yetmiyor.

Bu örgütlenmeye bir zum lazım.

Öncelikle bileşenlerin örgütlenmede yer alışı baştan beri tüm temsili örgütlenmeler gibi demokratik değildi, halktaki sayı, emek, bedel bakımından üreyen sonuçlar adaletsizdi.

Bu örgütlenme, elde tutmak için Suriye gibi ömür boyu iktidar kalma istekli dikta rejimlerin kendi ana gücü dışındakilere güçleri oranında sandalye dağıttığı egemen olma biçimiydi, her şeyi şefler belirliyordu.

Atanan temsiliyeti halka biçimsel onaylatma esasına dayalı anti demokratik bir örgütlenmeydi.

Yani bir tür otoriter devlet örgütlenmesi.

Bu örgütlenmeye değinilse de işler yürüyor diye kimse derinlemesine analiz yapmadı.

Artık zamanı geldi.

Çünkü, demokrasiyi örgütleyecek olan demokrat olmazsa kuracağı da demokrat olmazdı.

Bir partinin işleyişi, eşit üyeler, pozitif ayrım için tespitler hariç, ancak doğrudan demokrasiyle çözülebilir aksi halde doğrudan katılım, ilke, anlayış yara alırdı.

İşler daha iyi giderken de böyleydi.

Fakat şu an gelinen durumu siyasal iklim de tetikliyor, kimi kristalleşmeler ortaya çıkıyor, sap samandan ayrılıyor, örgütlenme aciliyet kazanıyor.

Kongre, devlet içi bir kampanyaya fiili destek dışında belirgin biçimde nitelik değiştiren bileşen üyelerinin “Gare Fiyaskosu” gibi söylemler HDP’yi bir gölgeliğe dönüştürüyor, verilen oylar, emekler, bedeller kahroluyor, doğruların ağrına gidiyor.

Tabi ki bu haller biliniyordu, ama giderek daha belirginleşti, bileşenler daha çok kendi olmaya başladı.

Nekahat dönemi bitti.

Bu iyi.

Kendi olmak iyi.

Ama görünen o ki, nicel küçülmenin niteliğin oturmasına yarayacak ve niceliği de artıracak gibi görünüyor.

Aynıların tek özne olarak birarada olması ayrıların ortak hedeflerde ittifaklar kurması demokrasi kültürünün de inşası  oluyor.

Nitekim üçlü ittifak kuruluyor diye duyumlar geliyor, makas mı ray mı değişiyor, giderek ortaya çıkıyor.

Yontulmuş milli misak açığa çıkıyor, ittifakların hedefi, müttefikler değişiyor, kimlerle nereye kadar yol alınacağı belli oluyor.

E o zaman duruma daha fazla göz yummayıp, ilk davranan olmayalım demeden bir çözüm platformu önermek veya oluşturmak gerekiyor.