• 9.01.2022 12:05

Devlet, güçlü sınıfın geriye kalan sosyal sınıf ve tabakalara egemen olma aracıdır.

Aracın yürümesi için siyasi hukuki mali ve askeri güce ihtiyaç duyar.

Yetmez, tüm toplulukların mutabakatı olan kanuni ve meşruti bir ağ şarttır.

Dikta da cumhuriyet de kursa bu böyledir.

Ağı kurarken topluluklarla olan ilişki düzeyini gözetir, kimini yanına alır kimini nötr, izole tutar kimini de yanındakilere benzetmeye çalışır.

Devlet bu sistemi meşruti bir ağa koyduktan sonra egemen olan etnisite fiilen siyasallaşır, milletleşir, o millet kendini devlet sanır, ama bu egemen etnisite olmasa da böyledir, sadece devleti kanuni ve meşruti kılar.

Birleşmiş Milletler ve hukuki şekillenme böyle buyurur.

Bu her ülkede böyledir, Türkiye’de Türklük, Almanya’da Almanlık vs.

Amerika’da egemen bir etnisitenin olmaması devlet tanımını farklı hale sokmaz, egemen etnisitenin devlet tanımını farklı hale sokmaması gibi.

Bütün devletler egemen sınıfların birer makinesidir, milliyet din vb sosyal ve manevi şekillenmeler devlet tarafından kan can suyu olarak kullanılır.

Türk devleti Alman devleti hitapları anlatma kolaylığı sağlar belki ama gerçeği ifade etmez.

Mercek altına alınsa silik ruhi şekillenme etkileri çıkabilir belki, ama esasta mesela Almanya’yı Almanlık, Türkiye’yi de Türklük yönetmemektedir; yöneten egemen sınıf ve düzenlediği ilişkilerdir.

(Mesela Almanya egemen sınıfı içinde birinin ait olduğu kökün soykırımına devlet/sermaye çıkarı gereği evet demesi mümkündür.)

Esas olan anadilde eğitim ve ruhi şekillenmeyi özgürce yaşama ve bunu teminat altına almadır ki o teminat da milliyetin siyasal statüsünün anayasal teminat altında olması demektir.

Yani eşitlik soyut slogan, aynadaki görünüm değildir.

Bu dünyada ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı başlığıyla kabul edilidir, ancak doğal ki kapitalizmin/sermayenin adaletsizliğine paralel olarak yürümektedir.

Bu konuda eşitliği sağlayamayan halklar, ilişkilerini eşit ve özgür bir düzeyde yürütemez, dolayısıyla ilkin ilişkide eşitlik şarttır.

Eşitlik, ezilen halkın kendi kararlarını vermesi için kendi bağımsız örgütlenmesini kurmasıyla başlar.

Egemen sol ezilen halkın örgütlenmesine sadece yardım için emeği, yeteneği ve birikimiyle ama mutlaka bireysel gidebilir; karar mekanizmasında veya doğrudan tanımlanacak  ilişkilerde tepeden atamayla yer almamalıdır, verilmemelidir.

Sol görüş, ittifaklar, işbirliklerini destekler, kurar, ama hiçbir örgütün içinde örgüt olarak durmazlar; bunu tayin hakkına  baskı müdahale sayarlar!

Enternasyonali savunanların asimilasyon üzerine faydacı söylemleri enternasyonal söylemin geleceğine zarar verdiği gibi bugüne de zarar verir.

Ulusal ile enternasyonal arasındaki çelişkiyi kaldıracak öncül, halkların ve hakların eşitliğidir, eşit bağımsız özgür örgütlenmedir, kaderini tayin orada başlar.

O nesnellik ve duygu fiilen yaşanmalıdır, o atlanmazsa, "enternasyonalle kurtulur insanlık!".