• 26.01.2022 16:04

Şu devletin (devletçi muhalefetiyle) otoriterden de beter keyfi siyasal atmosferinde demokrasinin yolu maalesef baskı, hapis ve mezarlıktan geçiyor, ama bu kader/kaçınılmaz değil, durumu değiştirmek demokrasi güçlerinin elinde bulunuyor.

Çünkü meşruiyetin anahtarı demokrasi güçlerinde.

Bu güç epey toplumsallaştı ama doğru örgütlenmelerde ortak eyleme dönüşemeyince demokratik kuruluş sürüncemede kalıyor.

Sürüncemede de egemen sınıflar yıllardır alıştığını, halkı yedeğine nasıl alacağının hesabını yapıyor.

Bu hesap geçmişten beri özellikle seçimden seçime oy deposu görünen Kürdistan üzerine ama ne hikmetse hep söylem merkezi Diyarbakır oluyor.

Ama eskinin aksine “Barış süreci”, AB, demokrasinin yolu Diyarbakır'dan geçer deyince artık kendi gücünün farkına varan Kürdlerin yürek yağı hiç erimiyor.

Bu epeydir biliniyorken hangi aklı evveller kararı ve dedirtmesiyse, garibim Kılıçdaroğlu'nun Kürdlerin ezilmedik yeri kalmamışken dillendiriyor:

“Diyarbakır’a 27’sinde gideceğim. Diyarbakırlılara buradan selam gönderiyorum. Şuna kesinlikle inanıyorum. Bu ülkeye demokrasi gelecekse, demokrasi olacaksa, herkes kimliğinden, inancından ötürü ötekileştirilmeyecekse bunun yolu Diyarbakır’dan geçer.”

Kürdlere tam temcit bir kafakol çekiyor.

Nasıl bir planlamaysa, bu icraattan bir tek bile "he" beklenmiyor.

Çünkü demokrasiyi kurabilmek için önce demokrat olmak ve demokratlarla demokrasi proğramında ortaklaşmak gerekiyor.

Bunlar Millet ittifakında zırnık bulunmuyor.

Demokrasinin anayolu ne Diyarbakır ne Edirne ne de Niğde'den geçiyor.

Asgari hak ve özgürlükler proğramı olmayan partilerden ama özellikle TC'nin kuruluş paradigmalarıyla yüzleşip değiştirmeyi hedeflemeyen organizasyonlardan demokrasi hiç beklenmiyor.

Artık kimse  sıtmaya razı olmuyor.

Kılıçdaroğlu ayın 27'sinde kimlikleri inkâr eden statüyü değiştireceğiz diyemeyecekse, Diyarbakır'a boşa gidiyor.

Göle maya atmanın, CHP'ye kafakol çemenin anlamı yok, çok net, Kılıçdaroğlu Amed’e bomboşa gidiyor.

Bunu inkar ortaklığının ana kankası İYİP görüyor, başkan yardımcısı Ağıralioğlu’na söyletiyor:

“Demokrasi ülkeye Diyarbakır’dan gelecektir diyenlerin ve bize çözüm sürecini, devamında da 1212 şehidimiz ile acıyı yaşatanların yaptıkları ortadadır! Diyarbakır dâhil bütün ülkeye ne fayda ve hayır gelecekse yolu TBMM’den geçer."

Ağıralioğlu demagoji ve retorik yaptığını gayet iyi biliyor, ama ortağına, Diyarbakır diyerek Millet İttifakının siyasetine, inanılmayan statü/Kürdlük meselesi, miş/mış gibi bir sahtelik katma diyor.

Ağıralioğlu demokratik armoniye tıkalı Millet İttifakının ezberine sadık bir ikazda bulunuyor.

E şimdi çağrı bile değil, bu sahte çağrışımlara kimin inanması bekleniyor?

Hak ve özgürlük diyenler hala Millet Cumhur İttifakı partilerinde neden duruyor?

Demokrasi ve huzur isteyenlerin devlet partilerinin kuyruğunu bırakması, onlara meşruiyet zemini vermemesi, kendi partilerinin kurduğu demokrasi ittifakı saflarına destek olması gerekiyor.