• 9.02.2018 00:00

Geçen hafta Ankara, Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin'i ağırlarken Amerika'da yine sinirler tavan yapmıştı…

Bu gezi sırasında Akkuyu Nükleer Enerji Santralinin temeli atıldı ve Rusya bir kere daha Türkiye için hayati önemdeki bir projenin lokomotifi oldu…

Neden bir kere daha diyoruz çünkü 1950’lerde rahmetli Başbakan Adnan Menderes Moskova’yı ziyaret etmiş ve Türkiye için hayati önem taşıyan fabrikaların inşası konusunda anlaşmaya varmıştı. Menderes, Batı’dan bu tesislerin kurulması ve Türkiye’de sanayileşmenin temellerinin atılması için yardım istemiş ama onlar “biz size verelim, siz üretmeyin” diye Ankara’yı uyutmaya çalışmıştı. Ama Menderes Batı’dan ümidini kesince Rusya’ya dönmüştü…

Ama 1960’da Menderes darbe ile uzaklaştırıldı ve sonrada idam edildi. Bunu acaba Batı mı tezgâhladı, bilinmez…

Daha sonra Menderes’in izinden giden rahmetli Başbakan Süleyman Demirel 1960’lı yıllarda Rusya’yı ikna edip Türkiye’de Aliağa rafinerisini, İskenderun Çelik Fabrikasını ve Seydişehir Alüminyum tesislerini inşa etti ve Türk sanayiine kazandırdı… Yine Batılılar hop kalktı hop oturdu… Belki de Demirel’i istifaya zorlayan ve esasında bir askeri darbe olan 1971 muhtırasının arkasında da Batı’nın Türkiye’de afyon ekimi yasa ısrarının yanında bu da bir etkendir.

Görüldüğü gibi Batı hep Türkiye’ye “bana muhtaç kalsınlar, kafalarını kaldıramasınlar” mantığı ile yani sömürge mantığı ile muamele etmiştir.

Şimdi ise Amerikalılar “Türkiye nasıl Rusya’dan nükleer teknoloji alır, nasıl S-400 hava savunma sistemi alır?” diye dövünüyorlar… Hele hele projelerin süratli bir şekilde gerçekleşmekte olduklarını görünce daha da çıldırıyorlar. Daha 2023’e varmadan Akkuyu çalışmaya başlayacak. Rusya S-400’lerin teslimini öne alarak 2019 Temmuz’unu tarih olarak veriyor…

Peki, güzel de biz bu teknolojileri ABD’den istemedik mi? İstedik ama vermediler. Westinghouse ve GE nükleer santral ihalelerine girmek bile istemediler. ABD bırakın Patriot füzelerini bize satmayı biz de konuşlandırdığı füzeleri bile 2015’te Suriye iç savaşının en kritik anında çekip bizi ortada bırakmadı mı? Bazı seçkin Türk arkadaşlarımız bunları Amerikan Kongre üyelerine sormuş ve hepsi şaşkınları oynamış…

Siz verdiniz de biz almadık mı? Bunu onlara en etkili bir şekilde gerekirse gazete ilanları ile anlatmalıyız…