• 3.04.2021 05:06

 Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal’ı görevden aldığını öğrendiğim sabah, dar bir abone grubu için hazırladığım bültende, sonbaharda erken seçim gözüktüğünü yazdım.

Bugün aradan 12 gün geçti, bazı farklar olsa da hala aynı görüşteyim.
Size iki senaryo verip bu görüşümü anlatmaya çalışacağım. Ama baştan söyleyeyim, bu yazıda yazılacakların hiçbiri özel bir istihbarata, bir kapı aralığından sadece bana fısıldanmış şeylere dayanmıyor. Tamamı spekülatif bir akıl yürütme.

Önce iyimser senaryo: 

Nisan-mayıs aylarında enflasyonun matematiksel olarak düşüp bugünkü 15.6 seviyesinden daha aşağı ineceğini, haziranda yüzde 12’li rakamlara geleceğini hesaplayan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, eş zamanlı olarak aşılamanın da ilerlemesi ve salgının daha kontrol altına girecek olmasıyla bir “ekonomik canlanma paketi” düşündü.

Temelde Merkez Bankası’nın faizleri indirmesine ve büyük ölçüde geçen yılın Mayıs-Haziran aylarında yapılan gibi sübvansiyonlu kredi verilmesine, hatta bankaların yeniden “aktif rasyosu” yoluyla kredi dağıtmaya zorlanmasına dayalı bir paket olacaktı bu. Ve elbette parasal genişlemeyi, yani Merkez Bankası’nın karşılıksız para basmasını da içerecekti. (Naci Ağbal bunlara direneceği için gönderildi.)

Bu krediler sayesinde aynen geçen yıl yaz aylarında yaşandığı gibi bir ekonomik canlanma yaşanacak, bu canlanma sokakta da kısmi bir rahatlama yaratacaktı.
Ağustos ayının ikinci yarısında Cumhurbaşkanı Erdoğan, halka dönüp “Görüyorsunuz, salgını biz bitirdik, şimdi ekonomik canlanmayı da biz sağlıyoruz” diyerek erken seçim çağrısı yapacak, belki seçim kararını Meclis’ten çıkartıp kendi görev süresini de uzatarak Ekim ayında seçime gidecekti.

Şimdi gelelim kötümser senaryoya:

Naci Ağbal’ın görevden alınma biçimi yüzünden yerli yabancı yatırımcının güveni berhava olacak, Ağbal’ın kısa başkanlığı döneminde Türkiye’ye giren 19-20 milyar dolarlık yabancı parası hızla çıkmak isteyecek, bu da doların fiyatında bir baskı yaratacaktı.

TL’nin hızla değer kaybedip doların fiyatının artması kaçınılmaz biçimde Türkiye ile ilgili enflasyon beklentilerini bozacak, artan risk primi yüzünden Türkiye’ye yurt dışından para girişi duracağı gibi bu yıl ödenmesi gereken yaklaşık 220 milyar doların ödenip ödenemeyeceği hakkında son derece rahatsız edici spekülasyonlar da başlayacaktı.

Aşı temini konusunda geç kalan ve yeterli aşıyı bulamayan Türkiye, salgının da yeniden tepe noktalara ulaşması yüzünden bir kez daha kapanmak zorunda kalacak; bu da ekonomik aktiviteyi iyice yavaşlatacak, Merkez Bankası faiz indiremeyeceği için ekonomi iyice durgunluğun pençesine girecekti.

Salgını bitirememiş, bırakın bitirmeyi kontrol altına bile alamamış, bu arada doların fiyatını yeni seviyesi olan 8 liranın üzerine taşımış ve ekonomisini canlandıramamış bir ülkede siyasetçinin seçime kendi isteğiyle gitmesi imkansız bir durum. Ama ekonominin şartları Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı seçime gitmek zorunda bırakacaktı.

***
Şimdi geldiğimiz noktada 20 Mart sabahı düşündüğüm “iyimser senaryo” tamamen olmasa da büyük ölçüde devreden çıkmış durumda. Ağbal’ın gidişiyle başlayan çalkantı bir haftada sona ermedi, bir süre daha piyasalarımız çalkalanacak gibi duruyor.
Üstelik bu sadece başlangıç. Dış borç servisi tarihleri geldikçe veya mesela Botaş doğal gaz ödemeleri için piyasadan yüklü miktarda dolar almaya kalktıkça döviz piyasalarında yeni yeni çalkantılar görmeye devam edeceğiz.

İşsizlik, gelirsizlik, yoksulluğun artması, şirketlerin kapanması vs hep çok büyük kriz belirtileri ama bizim kamuoyumuz “ekonomik kriz” denince esas olarak Türk lirasının değer kaybetmesini anlıyor; önümüzdeki dönemde TL sürekli oynak kalacağı için sokaktaki vatandaşın gözünde “kriz” algısı da süreklilik kazanacak. Artık yaz aylarında faizleri düşürüp kredi genişlemesine gitmek de pek mümkün gözükmüyor. 

Bu sebeplerle, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın erken seçimden kaçınması, sorulduğunda da hep “Seçimler normal zamanında, 2023’te yapılacak” demesi son derece normal. Cumhurbaşkanı, salgını bitirmeden ve ekonomik canlanmayı başlatmadan seçime gitmek istemez.
İstemez ama anlatmaya çalışıyorum, ülkemizin içinden geçmekte olduğu zorlu ekonomik şartlara kısa dönemde mucizevi bir çözüm veya rahatlama da gözükmüyor.

O yüzden, iktidarın meseleye sadece seçimi kazanmak ve iktidarını sürdürmek açısından baktığını varsayarak söylüyorum, erken seçimden kaçınmak bir zorunluk gibi gözüküyor ama bunu yapmak iktidar açısından ne kadar doğru olur, tartışmalı.