• 15.04.2021 18:34

Bundan 40 yıl önce, 12 Eylül darbesinin en karanlık günlerinde Cumhuriyet gazetesinde çalışıyordum. Sıkıyönetimden gelen yayın yasağı kararları, herkes görsün ve dikkat etsin diye haber merkezinin camekanına asılırdı. 

Neredeyse bir duvar büyüklüğündeki camekanın üzerinde yer kalmayınca, yazı işleri müdürümüz rahmetli Okay Gönensin beni sıkıyönetimin yayın yasaklarını takiple görevlendirdi. Bir yerde gazetenin sansürcü başısı oldum, yasağa aykırı bir haber çıkmaması için gazeteyi satır satır okurdum. 

Sıkıyönetim sadece siyasi haberleri yasaklamazdı; zam haberleri yasaklanırdı mesela, bazen trafik kazası haberine de yasak gelirdi; yayın yasakları o kadar yaygındı ki, artık gazeteciler ve ajanslar haber geçmeye zahmet etmez olmuşlardı. Bazen bir yerde bir şey olduğunu o konuda gelen yayın yasağından öğrenirdik. 

Bu yayın yasaklarının doruğu Anayasa referandumunun öncesinde yaşandı. Hayır oyu anlamına gelen mavi rengini yasakladı darbeciler.  

Evet, rengin kendisini de, rengin ismini de. Aynı anda.  

Konsey kararıyla anayasa aleyhinde konuşmak, referandumda hayır oyu verilmesi propagandası yapmak da ayrıca yasaklandı. 

Mavi rengini yasaklamak, herhalde absürd komedi yazarlarının bile hayal gücünü zorlayacak bir şeydi; biz bugünlere oralardan geldik. 

Geldik ama bugünün absürtlükleri de az değil, 12 Eylül’ü aratmayacak uygulamalarımız var.  

Yayın yasağına ise gerek yok; ülkenin Karar gibi birkaç gazete dışında yayın organı kalmamış durumda, geri kalanı ise yasağı kendiliğinden uyguluyor zaten. Hani 28 Şubat’ın kudretli komutanlarından biri “Durumdan vazife çıkartmak” demişti ya, tam onu yaşıyoruz.  (TV’ler için yayında konuşturulması “uygun” olan “makbul konuk” listeleri var.) 

“Darbecilerin karargahı” ilan edilen, adının başına “Gavurun kılıcını sallayan” tamlaması eklenen Cumhuriyet Halk  Partisi, “128 milyar dolar nerede” diye bir soru soruyor. Bu soruyu içeren afişler, pankartlar, billboard’lar polis tarafından anında kaldırılıyor. Son olarak önceki akşam İstanbul’da CHP il binasına asılan dev afiş bir vinç marifetiyle derdest edildi. 

CHP ülkemizin profesyonel ve müzmin muhalefet partisi. Kısacık birkaç ara dışında aslında 1950’den beri muhalefette. İşleri muhalefet etmek. “128 milyar dolar nerede” diye sorarken de yaptıkları bu. 

Peki polisin gerekçesi ne bu afişleri kaldırırken? Savcılıkların afişler hakkında “Cumhurbaşkanı’na hakaret”ten soruşturma açmış olması.  

Tabii bu bir soruşturma sadece; ortada bir yargılama da yok, yargı kararı da. Ama polis, “Ya yargı da afişlerin hakaret olduğuna karar verirse” diye düşünüyor, “gecikmesinde sakınca olan hal” olduğuna kanaat getiriyor ve afişleri indiriyor.  

Bazen savcılığın soruşturma açmasını beklemiyor, hatta savcılığın “Bu afişte bir suç unsuru yok” demesini de umursamıyor polisimiz. İşte sonuncusu Kastamonu’da yaşandı, savcılığa rağmen valilik afişleri kaldırttı, sonra savcılık da yola geldi ve fikrini değiştirip soruşturmayı açtı. 

Ben zamanında Ahmet Necdet Sezer için “nezaketsiz” kelimesini kullandım diye “Cumhurbaşkanına hakaret”ten yargılanmış biri olduğum için “128 milyar dolar nerede” sorusundan Cumhurbaşkanına hakaret suçlaması çıkıp çıkmayacağını tartışmıyorum bile. Zaten tartışmak mevcut absürt durumu “normal” kabul etmek anlamına gelir; bence “Böyle saçma şey mi olur” demek yeterli bu konuda. (Suç çıkmaz ama Cumhurbaşkanı şikayetçi olursa suçlama çıkar, nitekim olan da bu.) 

Ne var ki, konu sadece afişlerin “suç” olup olmamasından ibaret değil. Konu, Türkiye’de muhalefet yapmanın yasaklanması. 

“Absürdistan’ın son icraatı” deyip geçemeyeceğimiz bir şey bu. Daha önce CHP’nin muhalefet etmek için bastırdığı broşürler vs toplatılıp yasaklanmıştı; şimdi bir adım ileri gidiliyor. 

Eğer bu afişleri indirme işleri devam eder, bir kişi bile bu gidişe dur demezse, yarın seçim günü geldiğinde CHP’nin ve diğer partilerin propaganda afişlerini asabileceğinin bir garantisi kalır mı?  

Ya seçim döneminde de polis (ve elbette savcılıklar) Tayyip Erdoğan’ın rakibi Cumhurbaşkanı adaylarının afişlerini “Burada Cumhurbaşkanına hakaret ediliyor” gerekçesiyle kaldırmaya başlar, RTÜK aynı gerekçeyle TV’lere reklamlarını yayınlama yasağı getirir, mitingler ve sokak toplantıları benzer gerekçeyle engellenirse ne yapacağız?  

Sadece Cumhurbaşkanı adaylarının değil, milletvekili seçimine girecek partilerin, milletvekili adaylarının propaganda faaliyetleri “Hakaret” gerekçesiyle engellenirse ne olacak? 

Boşuna 12 Eylül örneğini vermedim. Biz referandumda anayasa aleyhine propagandayı yasaklamış bir ülkeyiz. Seçime 26 ay var, bugünlerde alıştırma yapıyoruz belki de.