• 6.05.2021 01:32
  • (98)

Tarih 17 Mart 2015. HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş partisinin grup toplantısı için kürsüye geliyor ve sadece 35 saniye süren meşhur konuşmasını yapıyor, “Sayın Recep Tayyip Erdoğan, seni başkan yaptırmayacağız” diyor. 

Bu konuşma, Türkiye yakın siyasi tarihinde çok önemli bir kırılmanın sembolü. O günden itibaren “Kürt sorunu”nun çözülmesine PKK ve HDP’de temsil edilen Kürt siyasi hareketinin bakışı da; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Ak Parti’nin bakışı da kökünden değişti. Bir gün bu değişimin kendisini de konuşuruz ama bugün konumuz bu değil. 

Demirtaş sözlerine “HDP var oldukça, HDP’liler bu ülkede nefes almaya devam ettikçe…” diye başlamıştı. HDP var, HDP’liler zor bela da olsa nefes alıyorlar ama başkanlık koltuğunda Erdoğan oturuyor. Demek Demirtaş o gün bir az fazla yüksek perdeden konuşmuş. 

Bugün de böyle yüksek perdeden konuşmalar var. 

*** 

Eğer muhalefet 2023’te, aynen 2018’de olduğu gibi çok sayıda adayla karşısına çıkarsa, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın seçimi birinci turda kazanma şansı gözükmüyor.  

Muhalefet cephesi bu yöntemi uygularsa, yani HDP kendi, İyi Parti kendi, CHP kendi ve belki Deva ile Gelecek de kendi adaylarıyla seçime girecek olursa, Erdoğan’ın oyu yüzde 40-42 aralığında kalıyor, 2018’deki gibi daha ilk turdan yüzde 52.4 alamıyor. 

Bugün anketler böyleyken yarına Cumhurbaşkanı Erdoğan açısından durumun düzelmesi değil daha da kötüye gitmesi beklenir. Geçen hafta bunu yazmaya çalışmıştım. 

O yüzden ben, muhalefetin ortak bir aday çıkararak bu yarışa girme ihtimalini düşük görüyorum. 2018’deki gibi herkes kendi adayını çıkaracaktır. 

Şimdiden bakıldığında ve seçimin de ikinci tura kalacağı varsayıldığında, en önemli kişinin CHP tarafından aday gösterilecek kişi olacağı da çok açık. Gerçi anketlerde hızla yükselen Meral Akşener’in seçimde bir sürpriz yapıp CHP adayını geride bırakarak seçimi ikinci veya birinci tamamlaması ihtimalini küçümsememek gerekir ama biz yine de CHP adayını konuşalım. 

Artık açık seçik gözüküyor, Ekrem İmamoğlu CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı olmak istiyor. Bu amaçla bir strateji kurmuş durumda; hatta Olay TV’de uğranan hüsranın ardından yılmayıp bu kez farklı isimlerle kendine yeniden bir medya kurma hazırlığı bile yapıyor. 

CHP’nin İmamoğlu’nu aday göstermeme ihtimalini hiç küçümsemeden konuşmak istiyorum:  Bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan da, onun etrafındaki kraldan çok kralcı takım da, Ekrem İmamoğlu CHP’nin adayı olsun ve hatta seçimi kazanıp Cumhurbaşkanı olsun diye neredeyse özel bir çaba içinde. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, aklı ve mantığı ona İmamoğlu’nu görmezden gelmeyi emretse de, sık sık duygularına yenildi ve Cumhurbaşkanı sıfatıyla İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanıyla polemiğe girdi. Daha da girecek. (İmamoğlu “Kanal İstanbul” dedikçe, Cumhurbaşkanı damarına basılmış gibi geriliyor olsa gerek.) 

Bu duygulara yenilme işi yerel seçim gecesi başladı. Ak Partililer büyük bir inançla o gece “Seçimi çaldılar” dediler, sonra Erdoğan da aynı şeyi söyledi. Kendi bütün milli iradeci geçmişlerini inkar etmek pahasına İstanbul’da seçimi tekrar ettirdiler ve Ekrem İmamoğlu’na tarihi bir zaferi ikinci kez kazandırdılar. Böylece İmamoğlu, Tayyip Erdoğan’ı seçimde iki kez yenen siyasetçi sıfatını kazandı.  

Bu yetmezmiş gibi, onu kasten engellediklerini belli edecek şekilde bir sürü şey yapıyor bu geniş iktidar çevresi. Salgında yardım toplamayı yasaklamaktan tutun da ucuz ekmek satacak büfeleri kaldırtmaya kadar aslında Ak Parti’de değil CHP’de görmeye alışkın olduğumuz türden “ergen siyasetçi” hataları üst üste geliyor. Bu sayede İmamoğlu’na ciddi bir mağduriyet yaratıyorlar. 

Şimdi son olana bakın: Türbede dururken ellerini arkadan bağlamak suretiyle Fatih Sultan Mehmet’e saygısızlık yapmış. Ceza hukukumuzda böyle bir suç (Osmanlı sultanlarına saygıda kusur etme suçu) olduğunu bilmiyordum doğrusu. Bir sefer bir gazeteciyi böyle saçma bir suçla (Abdülhamid dizisini ağır biçimde eleştirmişti) gözaltına aldıklarını duymuştum ama sonuçta o dosya takipsizlikle sonuçlandı bildiğim. 

Bir zamanların hükümeti Tayyip Erdoğan’ın önünü kesmek için İstanbul Belediyesine mülkiye müfettişlerini yığmıştı ama o zaman yöneltilen suçlamalar hep gayet ciddi şeylerdi, Akbil yolsuzluğundan İSKİ’de olup bitenlere kadar. 

Şimdinin hükümeti de aynı arayış içinde ama buldukları suçlar bunlar işte: Türbede elini arkada bağlamak, HDP’li belediye başkanını ziyaret etmek… Peh peh peh. 

Geçmiş hükümet Tayyip Erdoğan’ın üzerine vararak aksine onu parlatmış, onun siyaseten daha fazla ciddiye alınmasına neden olmuş, bugüne varacak yolu açmıştı. Şimdiki hükümet de aynısını yapıyor.  

Sonucu da muhtemelen aynı olacak. Şimdiden hayırlı olsun.