• 13.05.2021 14:24
  • (75)

İngilizce’de başlıktaki gibi sorulara “Rhetorical question” adı veriliyor; karşılığında bir cevap beklenmeyen, cevabı açıkça belli sorular yani. 

Ama başlıktaki soru bir “retorik soru” değil. Gerçekten cevabı aranan ve bugünlerde de bulunacak bir soru. 

Bağımlısı bağımsızı, yandaşı muhalifi, adında “medya” olan her şeyimiz bu konuya karşı o kadar ilgisiz ki, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bugünlerde ülkemizin belki en kritik birkaç devlet kurumundan biri olan Hakimler Savcılar Kurulu’na üye seçmeye hazırlandığını hiç birimiz bilmiyoruz. 

Ülkemizdeki irili ufaklı bütün yargıç ve savcıların işe alınmasından atanmasına, soruşturmaya uğramasından terfisine veya tenzili rütbesine kadar pek çok konuda yetkili HSK’nın toplam 13 üyesi var. Bu üyelerden 6’sı Cumhurbaşkanı tarafından belirlenip atanıyor. Kalan 7 üyeyi ise Meclis seçecek. 

Şu an 118 hakim ve savcı HSK’ya seçilecek üyelerden biri olmak için Meclis’e başvurmuş durumda. Meclis’in Anayasa ve Adalet Komisyonları önümüzdeki hafta bu 118 adayı 21’e düşürmek için toplanacak. 

İşte işi “Şansa bırakmak-bırakmamak” meselesi tam burada. Çünkü Anayasamızın 159. maddesine göre, komisyonda adaylar oylamayla belirlenecek. Önce üçte iki nitelikli oy aranacak. Bu bulunamıyorsa ikinci turda bu kez beşte üç oy aranacak. Beşte üç oy da çıkmazsa, 21 kişilik listeye kimin gireceği kura çekilerek, yani şansa dayanılarak belirlenecek. 

Sonra aynı usul Meclis Genel Kurulu’nda da uygulanacak. Önce üçte iki, sonra beşte üç aranacak, bulunamazsa kura çekilecek. Seçilecek üyeler HSK’da 4 yıl görev yapacaklar. 

Şöyle düşünün: Cumhurbaşkanı 6 üyeyi doğrudan belirledi ama bunlardan ikisi (Adalet Bakanı ile müsteşarı) eğer Cumhurbaşkanı değişirse zaten gidecek, yerlerine de yeni Cumhurbaşkanı’nın bakanı ile müsteşarı gelecek. 

O yüzden, yarın ülkede bir iktidar değişikliği olursa, yargı üzerindeki kontrol açısından Meclis’in seçeceği 7 üyenin önemi büyük olacak. 

Cumhur İttifakı’nın sayısal çoğunluğu ne Anayasa Adalet Komisyonu’nda ne de Meclis Genel Kurulunda Anayasada HSK seçimi için öngörülen nitelikli çoğunluğa ulaşabiliyor. Dolayısıyla Ak Parti ve MHP’nin önünde iki seçenek var: Muhalefetle bu 7 üyelik için bir al-ver dengesinde uzlaşma bulmak veya işi şansa bırakmak. Tabii aynı iki seçenek muhalefet için de aynen geçerli. 

Ak Parti’nin Meclis Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş, önceki gün muhalefete “Beşi bizden, ikisi sizden olsun” şeklinde bir teklif ilettiklerini söyledi. Elitaş’ın söylediğine göre bu teklifi alan CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, “Üçü bizim olsun” demiş; pazarlık şimdilik tıkanmış. 

Dikkatli gözlerden kaçmamıştır, ne iktidarın ne de mealen anladığımız kadarıyla muhalefetin öncelikleri arasında HSK’ya seçilecek kişilerin yargısal sicilleri, kişilikleri ve en önemlisi düşünsel bağımsızlığa sahip olup olmadıkları gibi nitelikler var. 

Onlar meseleye “sizden”-“bizden” diye bakıyorlar; talimat verildiğinde ona uygun hareket edecek, söz dinleyecek HSK üyesi arıyorlar. İktidarın da muhalefetin de derdi yargıyı ele geçirmek veya yargıyı ele geçiren tarafın etkisini bir ölçüde dengelemek. 

Yargıya atamaların Meclis tarafından yapıldığı bütün ülkelerde, en başta da Amerika’da bu sorun var. Yani yargıçların siyasi eğilimlerine göre seçilmesi. 

Örneğin Trump dönemi, Amerikan tarihinde yargıya en çok Cumhuriyetçi yargıcın atandığı dönem olarak biliniyor. Sebebi, Senato’daki Cumhuriyetçi çoğunluk. Türkiye’ye de defalarca gelip gitmiş, bir dönem Türk-Amerikan ilişkilerinde arabulucu rolüne soyunmuş olan Kuzey Carolina Senatörü Lindsay Graham sayesinde yargıdaki federal koltuklara daha önce olmadığı kadar çok “ideolojik atama” yapıldı. 

Evet yapıldı ama bütün o yargıçlar sadece ideolojileri nedeniyle değil, oturacakları makamı doldurabilecek kadar iyi yargıçlar olduklarını, başkalarının aklıyla değil kendi akıllarıyla düşünebildiklerini Senato sorgusunda gösterebildikleri için atandılar. Orada biat eden yargıç bulmak kolay değil, atama kriteri fikri yakınlıktı. 

Ama Türkiye’de durum böyle değil. Bu adaylar bir sorgudan geçirilmiyor, Meclis önünde kendilerini anlatmıyor, yargıyla ilgili gelecek vizyonlarını ortaya koymuyor. 

Zaten onlardan beklenen yargıyla ilgili bir gelecek vizyonuna sahip olmaları değil, hele fikren size yakın olsalar dahi bağımsız düşünmeleri hiç istenmiyor. Tek istenen şey, siyasetten esen rüzgarlara kulak kabartmaları ve kararlarını buna uygun vermeleri. 

Siz olsanız böyle insanları seçme işini şansa bırakır mısınız?