• 16.09.2021 14:34
  • (175)

Yarı gizli yarı açık, kısmen de kamuoyu önünde ve medya aracılığıyla yürütülen bir Cumhurbaşkanı adayı belirleme mücadelesi var muhalefet cephesinde.

Tabii, “muhalefet cephesi” çok geniş bir şey, mücadele cephenin tüm partileri arasında değil, temelde CHP ile İyi Parti arasında cereyan ediyor.

Bu mücadelenin iki önemli boyutu var bence. Teker teker bakalım:

***

Bu iki partinin yegane derdi bir isim üzerinde uzlaşmak veya uzlaşamamak değil; esas büyük meselelerden birincisi kendi kendilerine kazdıkları kuyuya düşmekten kurtulup kurtulamayacakları.

Biraz da kaçınılmaz biçimde kazılan o kuyu şu: Bugünün muhalefet cephesini bir araya getiren şey, 2017’deki anayasa referandumundaki hayır oyları. O gün yüzde 48’le bizim alaturka başkanlık sistemine “hayır” diyen geniş muhalefet cephesi bugün kendisini yüzde 55’in üzerinde görüyor; büyük ihtimalle de öyleler.

Ancak, hayır cephesi bir negatif birliktelik. Yani bu cephe neye karşı olduğu konusunda bir ve tek ama neyden yana olduğu konusunda hemen ayrışıyor.

Hem CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu hem İyi Parti lideri Meral Akşener bu negatif ortaklığın sakıncalarının farkında. O yüzden bir pozitif birlik aradılar; o da doğal olarak başkanlık sisteminin tam tersi olan parlamenter sisteme dönüş isteği olarak ortaya çıktı. Yani, muhalefet cephesi bu sayede neyden yana olduğunu da söyleyebilir hale geldi.

Ama bu geçici bir birlik. Ve işte, Cumhurbaşkanı seçimine 22 ay kala o geçici birliğin çatırdamasına tanıklık ediyoruz.

Neden çatırdıyor? Çok basit bir sebeple: Parlamento seçiminde Cumhur İttifakı’nı yenmek tek başına bir zafer anlamına gelmiyor; esas zafer seçimde Tayyip Erdoğan’ı yenilgiye uğratmak.

Tayyip Erdoğan’ı yenilgiye uğratmak için, bir kişiyi elinde halkı da ikna edecek 5 yıllık bir icraat planıyla Cumhurbaşkanı olarak seçtirmek lazım.

Üstelik o kişi, kaçınılmaz olarak CHP’den de, İyi Parti’den de büyük olacak, çünkü Tayyip Erdoğan’ı o yenecek, üstelik yüzde 50’nin üzerinde oy alacak.

Muhalefetin bunu başarmak için “Parlamenter sisteme döneceğiz” söylemini yumuşatması, yerine “Falancayı Cumhurbaşkanı yapacağız” demeye başlaması gerekiyor.

(Oysa Kemal Kılıçdaroğlu tam tersine parlamenter sistem söylemini güçlendiriyor, Cumhurbaşkanı olacak ismi tarif ederken “Koltuğundan kalkmasını bilecek” diye bir unsur da ekliyor. Halbuki Meclis bir olup Anayasayı değiştirir ve başkanlık sistemine son verirse, Cumhurbaşkanı isterse Tayyip Erdoğan olsun, koltuğundan kalkmak zorunda.)

Gelin şöyle bir senaryo hayal edelim: Seçim yapılmış, seçmen Tayyip Erdoğan’ın rakiplerinden birini Cumhurbaşkanı seçmiş olsun.

Parlamento seçimi nasıl sonuçlanmış olursa olsun, seçimin ertesi sabahı, Ak Parti muhalefete dönecek ve “Hadi gelin parlamenter sisteme dönelim” diyecektir. Ak Parti teklif metni üzerinde pazarlık bile yapmayabilir, “Siz getirin biz oy vereceğiz” diyerek bir açık çek bile verebilir.

O zaman muhalefet, binbir güçlükle seçtirdiği, yüzde 50’nin üzerinde oy almış olan başkanını ve o başkanın ülkeyi 5 yıl tek başına yönetmesi olasılığını hiçe sayıp, ilkelerini öne alıp hemen Anayasayı değiştirmeye mi soyunacaktır, yoksa “Dört yıllık bir restorasyon yapsın bizim başkan, sonra Anayasayı değiştiririz” mi diyecektir?

Anayasanın hemen değişip kısa sürede parlamenter sisteme geri dönülmesi, muhtemelen 2023 bitmeden bir genel seçim daha yapılacak olması anlamına gelir. Peki ama birkaç ay önce ülkeyi 5 yıl yönetsin diye seçmenin yarıdan fazlasının bir isme oy vermiş olması unutulacak mıdır? Seçmen ne düşünecektir?

“Biz fasulyeden bir aday göstereceğiz, sonra da birkaç ay içinde onu indirip parlamenter sisteme geri döneceğiz” demek, 2017’den beri sürdürülen söylemin tutarlığı açısından doğru olan tutumdur ancak bu ilkeli duruşun seçmende ne etki yapacağını önceden kestirmek kolay değil. Belki de seçmenin karşısına gerçek ve kuvvetli bir aday değil de “fasulyeden” bir aday koymak, Tayyip Erdoğan’ı yenme mücadelesinde alınmaması gerektiği kadar büyük bir risktir, kumardır.

Muhalefetin içinde yaşanan aday belirleme mücadelesinin bir boyutu bu işte.

İkinci boyut daha da ilginç.

İyi Parti lideri Meral Akşener bir süreden beri ülkeyi şehir şehir, ilçe ilçe, sokak sokak geziyor, halkın elini tutuyor, onlarla sıcak temas gerçekleştiriyor.

İyi Parti’deki genel izlenim, partinin yüzde 20 sınırına doğru ilerlemekte olduğu. İyi Parti içindeki yaygın görüşe göre, Ak Parti’deki çözülmenin hızlanması halinde İyi Parti, yüzde 23-25 aralığından yukarıya bir türlü çıkamayan CHP’yi geride bırakıp birinci parti bile olabilir.

Eğer öyle olacaksa, hem muhalefetin stratejisini belirlemekte hem de Cumhurbaşkanı adayını seçmekte Meral Akşener’in daha fazla rol istemesi, bunun için de Kemal Kılıçdaroğlu ile şimdiden kibarca itişmeye başlaması normal değil mi?

Muhalefetin büyük sınavı daha yeni başladı.