• 16.11.2021 23:02

Hani, “Çok alametler belirdi” denir ya, gerçekten de alametler belirmeye başladı.

Türkiye’de işlerin nasıl hemen hemen her konuda kötüye gittiğini söylememe gerek yok sanırım. Doların fiyatının 10 liranın üzerinde olduğunu hatırlatmam yeterli.

Bu, sembolik anlamı ve sözlük anlamı o kadar büyük bir olay ki, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın olan şeyin ağırlığını tam olarak kavrayamadığını düşünmekten başka bir şey gelmiyor insanın aklına. Çılgınca bir deneme içindeyiz ve yanıldığımızı görmek için daha ne olması gerekiyor, bilmiyorum.

Erdoğan’ın bu olan biteni görmemesi veya görse bile değiştirmemesi bir siyasi sonuç yaratacak gibi duruyor.

***

Geçen hafta MHP lideri Devlet Bahçeli durduk yerde partisinin aslında bir muhalefet partisi olduğunu söyledi.

Biz “Bahçeli acaba neden böyle bir cümleyi konuşmasının arasına sıkıştırdı” diye düşünür, türlü çeşitli spekülatif açıklamalar yapmaya çalışırken önceki gün MHP’nin Genel Başkan Yardımcılarından Mevlüt Karakaya, iktidarın bir parçası olmadıklarını hatırlatma gereği duydu. Hayır, Karakaya Cumhur İttifakı’nın parçası olmaya devam ettiklerini söylüyordu ama hükümet ile icraatına bir hayli mesafe koyarak yapıyordu bunu. “Yanlış görürsek söyleriz, bize ulaşan talepleri iletiriz ama o kadar” demeye getiriyordu.

Türkiye’yi hepimiz biliyoruz, ben “hükümet” diye yazıyorum ama bu tamamen eskiden kalma bir alışkanlık. Bizim tek kişilik bir hükümetimiz var, Tayyip Erdoğan o hükümetin başkanı, başbakanı ve bakanı.

Bakın önceki gün, daha önce EYT konusunda bizzat kendi bakanlığı tarafından yalanlanmış olan Çalışma Bakanı Vedat Bilgin bu sefer Cumhurbaşkanı tarafından yalanlandı. Bakan, 3600 ek gösterge ile ilgili yasanın ocak ayında Meclis gündemine geleceğini söyledi. Aynı toplantıda konuşan Cumhurbaşkanı ise bu çabayı aylarca öteye itti, “2022 sonundan önce” dedi.

Bu son olay çok çarpıcı diye anlatıyorum ama Cumhurbaşkanı ile bakanları arasındaki ilk koordinasyon arızası değil bu. Daha önce de oldu, bakan bir şey söylüyor, Cumhurbaşkanı daha farklı bir şey; elbette sonunda Cumhurbaşkanı’nın dediği oluyor.

Dolayısıyla MHP’nin arasına mesafe koymaya başladığı icraat, öyle sevilmeyen bakanların yaptıkları ettikleri değil, esasen doğrudan Cumhurbaşkanı’nın icraatı.

Ankara kulislerindeki iddialara bakılacak olursa, Devlet Bahçeli’nin “Biz muhalefet partisiyiz” sözlerinin ve partisinin tutumunun nedeni aslında Abdülhamit Gül’ün Adalet Bakanlığı görevinden alınmasını sağlamak.

Gül’ün Bahçeli’nin şikayetçi olduğu isimlerden biri olması şaşırtıcı değil ama son bir haftanın gelişmeleri bana soracak olursanız MHP açısından daha stratejik bir değişikliği işaret ediyor, mesele Erdoğan’ın Gül’ü feda edip etmemesinin ötesinde.

Bizlerin gördüğü kamuoyu araştırmalarını, hatta daha fazlasını MHP de görüyor ve Cumhur İttifakı’nın bir çıkmaz sokakta olduğunu, bırakın oy arttırmayı mevcut oy kanamasını durduramadığını fark ediyor.

Özellikle Ağustos ayından beri Cumhur İttifakı’nda ciddi bir kanama var. İttifak oyları ilk kez CHP-İyi Parti toplamının gerisine düştü; bu toplama Saadet, Deva, Gelecek gibi partilerin oylarını da eklediğinizde Meclis çoğunluğu elde etmesine ramak kalmış bir ittifak çıkıyor karşımıza. (HDP ile birlikte hareket edilirse, Anayasa bile değiştirebilecek bir çoğunluk yakalanabilir.)

Sadece Meclis’te de değil, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın oylarında da ciddi bir gerileme var. Siyaset analisti ve araştırmacı Hatem Ete’nin dün PerspektifOnline’da çıkan yazısından aktarıyorum:

“Cumhurbaşkanı Erdoğan’a oy verme tercihi yüzde 35’in altına inmiş görünüyor. MHP seçmeninin yarıya yakınında Erdoğan’a oy vermeme eğilimi daha baskın görünüyor. Bu da ‘Erdoğan İttifakı’nın artık Cumhur İttifakı’ndan küçük olduğunu gösteriyor. Bu durum, Erdoğan’ın ilk turda seçimleri kazanmasının oldukça zor, ikinci turda kazanma ihtimalinin de -rakip adayın profiline bağlı olarak- imkansız olmasa da oldukça düşük olduğu anlamına geliyor.” (https://www.perspektif.online/kritik-esik/)

MHP seçmeninde yaşanan bu memnuniyetsizliğin ve yaygın eğilimin MHP Genel Merkezi’ne yansımaması, orada bilinmiyor olması mümkün mü? Tam da bu sebeple MHP ittifak içindeki pozisyonunu yeniden değerlendirme sürecine girmiş gibi gözüküyor. İlk yaptıkları da, hükümetin, yani Erdoğan’ın icraatına mesafe koymak.

MHP ittifakı bozar mı? Şimdilik bundan söz eden yok. Erdoğan’ın icraatını daha sert sözcüklerle eleştirir mi? Bunu da bilmiyoruz.

Biraz mesele şu: Diyelim ki MHP bu evliliği bozdu, evi terk etti, gidecek çok da yeri yok aslında ve seçime tek başına katılmayı da göze alamaz, çünkü baraj sorunu var. (Seçim barajını yüzde 7’ye düşürme uzlaşmasının neden hayata geçmediği sorusunun cevabı belki de buradadır.)

MHP evliliği bozabileceğinin sinyalini verirken Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eli armut mu topluyor peki?

Gelin, Erdoğan’ın olası yolunu perşembe günü konuşalım.