• 22.11.2021 06:37

Ekonomi, fizik, kimya, biyoloji gibi bir bilim midir, felsefi bir tartışmanın konusu. Ama ekonomiyi bir pozitif bilim yapma çabasındaki düşünür ve bilimcilerin çok sayıda neden-sonuç ilişkisini ortaya çıkardığını biliyoruz.

Artık defalarca kanıtlanan ve “kanun” haline gelen neden sonuç ilişkileri içinde, faizin neden enflasyonun sonuç olduğu yazılı değil; illa bir ilişki varsa tam tersi neden sonuç ilişkisi, yani enflasyon olduğu için faiz var, faiz olduğu için enflasyon yok.

Ancak son 30 yıla varan sürede Nobel ekonomi Ödülü’nün üç kez “Davranışsal Ekonomi” adı verilen, iktisatın yeni bir kolunda çalışan bilimcilere verildiğini, bu yeni dalın büyük bir hızla geliştiğini unutmayalım.

“Davranışsal ekonomi”nin ortaya attığı ilk büyük tezlerden biri, toplumdaki enflasyon beklentilerinin gelecekteki enflasyon üzerinde önemli ölçüde etkide bulunduğu teziydi.

Yani, bizler, hepimiz gelecekte fiyatların artmasını bekliyorsak, fiyatları da sahiden arttırıyorduk.

Bir örnek vereyim:

Bir esnaf düşünün, dükkanında 1000 liralık mal stoku olsun. Planı, bu 1000 liraya aldığı malı üzerine makul bir kazanç da ekleyerek, mesela 1250 liraya satmaktır esnafın.

Ancak ülkede fiyatlar artmaktadır, dolar kuru yükselmektedir ve esnafımız kendisine maliyeti 1000 lira olan malı 1250 liraya satacak olursa, aynı miktarda malı yeniden rafına koyabileceğinden, yani ticaretine devam edebileceğinden kuşkuludur.

O yüzden malın kendisine olan maliyetinin üzerine, gelecekte olmasını beklediği enflasyonu da ekler, ve malını ilk düşündüğü gibi 1250 liraya değil 1500 liraya satar.

Yani, gelecekte gerçekleşecek enflasyonu şimdiden yaratır.

Satıcının fiyatı daha şimdiden arttırdığını gören üretici de, maliyetinin gelecekteki olası artışını da göz önüne alarak fiyatı arttırır ve enflasyon sarmalı başlar.

***

Satın alacağı ev için faizli banka kredisi kullanıp kullanmamayı fıkıh alimlerine (en çok da Hayrettin Karaman’a) danışan esnafımız acaba bugünlerde her gün ve her mal için yaşamak zorunda kaldığı bu fiyatlama davranışını da fıkıhçılara sormayı düşünmüş müdür?

Deposunda/rafında duran, bedeli çoktan ödenmiş malın fiyatını arttırmanın adı, esnafa göre “Kendini enflasyondan korumak”tır ve bence esnaf haklıdır ama acaba bu yaptığının İslam dininde yeri nedir? Faiz yasağını getiren nass bu konuda ne demektedir?

***

İslam diniyle ilgili bilgim son derece sınırlı olduğu için faiz yasağı mutlak bir yasak mıdır, yoksa günün şartlarından kaynaklanan bir yasak mıdır tartışması yapmaya ehil değilim.

“İslam akıl dini midir, değil midir” konusuna ise hiç giremem ama tarihte bir “Allahın kelamını ve peygamberimizin sünnetini aklımızla kavrayıp kendimizi günün şartlarına uyarlayabiliriz” görüşü olduğunu, buna karşılık “Allahın kelamı ve sünnette yasak olan şeylerin yasak olduğunu anlamak için akıl yürütmeye gerek yok” diyen görüşün sonunda galebe çaldığını bilirim.

Kabul edelim ki, zaman geçiyor ve modern gündelik hayat, inancını Allah’ın kitabına ve peygamberin sünnetine göre yaşamak isteyenleri zaman zaman zorluyor. Fıkıh alimleri tam da bunun için varlar. Ve bana soracak olursanız o fıkıhçılar düpedüz akıl yürüterek dini yorum yapıyorlar, yani “Akıl yürütmene gerek yok, ne yazıyorsa onu yap” görüşü onlar için geçerli değil. (Örneğin Hayrettin Karaman, “Eğer ailenin içinde oturacağı evse, ilk ve tek evse, bankadan faizle kredi alınabilir” fetvasını kitaptan okumadı, bu görüşe akıl yürüterek ulaştı.)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yerine koymaya çalışın kendinizi. Her gün ve gün içinde de defalarca inancı ile karşısına çıkan sorunlar arasında tereddüt yaşıyor olmalı. Herhalde o da, inancıyla karşısına çıkan sorun arasında bir çelişki gördüğünde ya bir fıkıhçıya danışıyor ya da kendi bilgisine güveniyor ama her şart altında bir akıl yürütme devreye giriyor.

Faizin dinen yasak olduğunu bu hafta yeniden hatırlattı Cumhurbaşkanı, dinin bu açık emri için “Ben ne oluyorum” diyerek kendi boynunun da kıldan ince olduğunu açıkça söyledi.

Söyledi ama devlet tarafından belirlenen faiz hala yüzde 15. Yani, teorik olarak siz bir banka olsanız Merkez Bankası’na gidip yüzde 15 faizle bir haftalık borç alabilirsiniz. (Pratikte bu faizle Merkez’den para alan kimse yok, daha üç gün önce Merkez Bankası 1 haftalık vadeyle 69 milyar lirayı yüzde 17,32 faizle bankalara verdi.)

Belli ki dinin emrettiği faiz yasağını faizin hiç olmaması olarak yorumlamıyor Cumhurbaşkanı; o yüzden Merkez Bankası’nın ilan ettiği oran yüzde 0 değil. Peki o zaman neden yüzde 15 de, mesela 22-23 değil?

***

Baştaki esnaf örneğime geri döneyim: Depoda duran malın fiyatını arttırmak bir anlamda “peşin faiz” uygulamak sayılır mı? Gelecekte ortaya çıkacak enflasyonu önlemek için peşinen faiz arttırmakla esnafın depodaki malının fiyatını arttırması neden birbirinden farklıdır?

Acaba fıkıhçılar bu konularda ne düşünüyor?