• 4.12.2021 07:09

Başlıktaki kelime Kuran-ı Kerimde geçen bir kavram. Diyanet Vakfı’nın İslam Ansiklopedisi, istidraç kelimesine karşılık olarak “İnkârcıların tedrîcî olarak felâkete yaklaştırılırken geçici bazı başarılar kazanması anlamına gelen hârikulâde olaylardan biri” tanımını kullanıyor.

Kuranı Kerimde birkaç yerde bu kavram geçiyor. Araf suresi 182. ayetteki “Âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, biz onları bilemeyecekleri bir yerden yavaş yavaş felakete götüreceğiz” cümlesi mesela. Al-i İmran 178’de, Enam 44’te hep “istidraç” var.

Ben, din bilgisi kuvvetli birisi değilim, bu kavramla daha yakın zaman önce 18. yüzyıl sonunun önemli Osmanlı aydınlarından biri olan Ahmet Vasıf Efendi’yi anlatan bir İngilizce kitap sayesinde tanıştım. Ethan Menchinger’ın mutlaka Türkçeye çevrilmesi gereken “The First of the Modern Ottomans: The Intellectual History of Ahmed Vasif” adlı kitabında “istidraç” kavramına denk geldim ve bu kavramın Osmanlı’nın çöküşünde oynadığı rolü görünce sahiden şapkam uçtu.

1768-1774 arasında devam eden ve Osmanlı’nın yenilip sonunda Küçük Kaynarca Antlaşmasını imzalamak zorunda kaldığı Osmanlı-Rus savaşı sırasında, o savaşın ortasında padişah olan 3. Selim’e Lüksemburg Dükü’nden bir mektup gelir. Dük, Osmanlı’nın modern askeri eğitim ve teknolojiyi bilmediği için savaşları kaybettiğini söyleyip ücreti karşılığında askeri eğitim ve teknoloji transferi teklif etmektedir.

Padişah aslında bu teklifi kabul etme eğilimindedir ama yine de Divan’dan görüş sorar. Divan teklifin reddedilmesini ister, neden reddedilmesi gerektiğine dair mektubu da Ahmet Vasıf Efendi yazar.

Mektubu şimdi aklımda kaldığınca mealen aktaracağım, tarihçiler bana kızmasın: “Biz Müslümanız, yani Allah bizim yanımızda, düşmanlarımızın yanında değil. Düşmanlarımızın zaferleri birer istidraç. Allah onlara zafer yaşatarak tuzağa çekiyor. O yüzden en sonunda biz kazanacağız, çünkü Allah bizimle beraber.”

O gün Lüksemburg Dükü’nün önerisi reddedilir ama bir süre sonra bu görüşü yazmış olan Ahmet Vasıf bizzat kendi gözleriyle 10 binden fazla kişilik bir Osmanlı birliğinin birkaç yüz kişilik disiplinli Rus askeri karşısında nasıl dağıldığını görür ve görüşünü değiştirir. Zaten 3. Selim de bu “istidraç” açıklamasına pek inanmamaktadır, Nizam-ı Cedid ordusunu o kurar, ilk modernleşme denemeleri onun zamanında başlar biliyorsunuz.

***

Türkiye İstatistik Kurumu dün, artık pek az kimsenin inandığı enflasyon rakamlarını açıkladı. TÜİK’in artık makyajlı olduğu su götürmez hale gelen rakamlarında bile enflasyon patlamış durumda.

Tüketici enflasyonu yüzde 21,31’e, üretici enflasyonu ise yüzde 54,62’ye ulaşmış durumda.

Gıda enflasyonumuz (ki genel enflasyonun dörtte birini oluşturuyor) yüzde 27,11’i bulmuş durumda. Konut kategorisi yüzde 23,78’te, ev eşyası yüzde 25,14’te. Bunlara ulaştırmada yaşanan enflasyon olan yüzde 22,74’ü de ekleyince hepimizin enflasyonu neden açıklanandan daha yüksek hissettiğimiz de anlaşılıyor zaten. Çünkü bu dört kalem, enflasyonun yüzde 60’ını oluşturuyor.

Maalesef doların fiyatının artmaya devam etmesi, Merkez Bankası Başkanı’nın enflasyon açıklanmazdan bir gün önce “Faizi aralıkta da indireceğiz, yeni yılda da indirime devam edebiliriz” demesi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın faizle savaşın durdurulmayacağını söylemesi, yeni Hazine Bakanı’nın faizle savaştan söz etmesi, bu enflasyonun oldukça yüksek noktalara gideceğinin işaretleri.

Dünyada daha önce böyle bir şey yaşandığını sanmıyorum; bizim içinse zaten bir ilk: Ülkemizin yöneticisi, ilkokul çocuklarının bile anlayabileceği basitlikteki bir gerçeği inkar ediyor, ülkenin milli parasının değerini düşürerek ülkeyi kurtaracağını iddia ediyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan geçen gün, “Enflasyon yıl sonunda düşecek, görürsünüz” demişti. Dün bir gazetede okuduk, partisinin MKYK’sında “6 aya rahatlayacağız” demiş.

Oysa görünen köy kılavuz istemiyor: Yıl başında devreye girecek memur ve emekli maaş zamları, ister istemez asgari ücrete bir yerinden benzeyecek. Yani asgari ücret artınca devletin ödediği ücretler de ona benzer oranda artacak.

Bu da kamu maliyesi üzerinde yaratacağı ilave yükle yeni bütçe açıklarına neden olacak. BOTAŞ ve TEİAŞ gibi kamu şirketlerinin doğal gaz ile elektrik fiyatında uyguladıkları sübvansiyonlar ya devreden çıkacak, yani elektrik ve gaza yüzde 100’ü aşan zamlar yapılacak ya da sübvansiyon sürecek, bütçe açığımız patlayacak. (Geçen gün öğrendik, Toprak Mahsulleri Ofisi de ekmek fiyatı ucuz kalsın diye buğdayda sübvansiyon yapıyormuş.)

Bütçe açığının patlaması Hazine’nin borçlanma maliyetlerini yükseltecek, yani zaten şu anda yüzde 21’e gelmiş olan Hazine borçlanma faizi roketlenecek. Tabii bu arada enflasyon da patlayacak.

***

Acaba Cumhurbaşkanı Erdoğan ne düşündü dün sabah enflasyon rakamlarını gördüğünde?

Cumhurbaşkanı bu yaptığını bir “Kurtuluş Savaşı” olarak görüyor. Bu sözü sırf propaganda olsun diye, inanmadan söylediğini de sanmam.

Malum savaşta düşmanlar olur. Erdoğan ve ekibi yerli yabancı farklı fikirdeki herkesi çoktan düşman ilan etti bile.

Acaba bu yaşananlar da “istidraç” mı?