• 4.01.2022 06:26

Somut durum şu: “Faiz sebep, enflasyon sonuçtur” diyen, piyasaya “Bizim silahımız nas” diye meydan okuyan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bilim, matematik ve piyasaya yenildi.

Halka, “ekonomik Kurtuluş Savaşı” diye satılmak istenen, haftalarca “Yüksek dolar kuru sayesinde daha çok ihracat yapıp cari fazla veren ülke olacağız, Çin modeliyle kalkınacak Batı kapitalizmini mağlup edeceğiz” diye propagandası yapılan modelin temel sorunu, TL’nin değersizleşmesiyle yoksulluk getirmesiydi.

Üç aydan uzun süre milli paramız TL savunmasız bırakıldı, bunun sonucunda bir Amerikan dolarının fiyatı 18 liranın üzerini gördü. Tam o noktada Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ya isteyerek ya da bağrına taş basarak temel ekonomik uygulamasından vazgeçti, TL’yi savunmaya karar verdi.

Dolar korumalı TL mevduat hesabı bu işe tek başına yeterli değildi. Merkez Bankası’nın faizleri yükseltip sıkı para politikasına geçmesi de söz konusu olamayacağına göre, bankalara mevduat faizlerini yükseltmeleri için izin verildi.

Bugün bankalardan yüzde 24’ün üzerinde faiz almak mümkün. Bu faiz 1 milyon liranın üzerindeki mevduata uygulanıyor ama uygulanıyor. Öte yandan bankaların TL’yi ellerinde tutmak için kredi faizlerini çok yükselttiğini, bazı ticari kredi faizlerinin yüzde 40’ları bulduğunu da biliyoruz.

Fakat işin ilginci, Erdoğan ve iktidarı temel ekonomi politikası tercihlerinde ciddi değişiklikler yapmış olsa bile söyleminde hiç değişiklik yapmadı. Yani Cumhurbaşkanı hala “Faiz sebep enflasyon sonuç” demeye devam ediyor.

Ya Cumhurbaşkanı piyasa, temel bilim ve matematik karşısında yenilgiye uğradığının, teorisinin tümüyle çöktüğünün farkında değil ya da farkında ama siyaseten bunu inkar ediyor.

Her iki ihtimal de, hem ekonomi için hem de hepimiz için fazlasıyla tedirgin edici sonuçlar üretme potansiyeline sahip. Zaten o yüzden, ne piyasada ne de sokaktaki vatandaşta tam olarak bir rahatlama var.

Esasında yaşadığımız ekonomik sorunların temelinde yer alan bir başka önemli sorun da tam olarak bu: İktidar, Türkiye’de kamunun ekonomik davranışlarından ve politikalarından kaynaklanan bir kriz olduğunu kabul etmiyor.

Bir krizin olduğu kabul edilmeyince, doğal olarak o krize çözüm yolları da aranmıyor.

Beğenmediğimiz Tansu Çiller bile 1994 krizine durduk yerde sebep olduktan sonra gerçekle yüzleşmiş ve başı sonu tasarlanmış, kendi içinde belli bir tutarlığı olan bir dizi kriz bastırma önlemi açıklamıştı.

Tayyip Erdoğan ise kendi yarattığı bu krizle henüz yüzleşmiş, bir kriz yarattığını kabul edip buna karşı başı sonu belli, kendi iç tutarlığı olan bir “krizden çıkış” programı ilan etmiş değil.

Kur korumalı mevduat veya bankaların mevduat faizlerini arttırmasına göz yummak veya tasarlandığı söylenen enflasyona endeksli devlet iç borçlanma senetleri çıkarmak, olsa olsa olsa krizi bir takım finansal ürünlerle hafifletme çabası olabilir. Krizi üç beş cinlikle ortaya çıkarılacak bazı finansal ürünlerle çözemeyiz.

Kısacası hala daha iki tane iç içe geçmiş krizimiz var: 1. Gerçekle yüzleşememe, gerçeği inkar etme krizi; 2. Enflasyon.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bizzat kendisi, bu iki konuya birden hitab eden bir planı açıklamadıkça, her yapılan şey ister istemez “geçici” olarak algılanacak.

İşin kötüsü, “yönetimde istikrar” için geçtiğimiz Başkanlık sisteminde bile sürenin azaldığı günlerdeyiz. Yani, bir siyasetçi olarak doğal olarak yeniden cumhurbaşkanı seçilmek isteyen Tayyip Erdoğan, neticesini birkaç yılda alacağı bir ekonomik önlemler paketi açıklamak istemez. Hele bu paket kaçınılmaz olarak ekonomik durgunluğu beraberinde getirecek, belki işsizliğin artmasına ve yatırımların azalmasına neden olacaksa, hiç istemez.

Ama maalesef aynı Erdoğan’ın son dört aydaki “deneyi” enflasyon üzerindeki bütün kontrolun kaybedilmesine neden olduğu için bu çeşit sert önlemleri ertelemek de artık bir seçenek değil. Hükümetin önlem almadığı, eskisi gibi devam ettiği görüldükçe enflasyon daha da kontrolden çıkacaktır.

Nitekim dün sabah açıklanan enflasyon rakamları bu kontrolun kaybedildiğinin en açık belirtisi. Resmi enflasyonumuz tüketiciler için yüzde 36’yı geçti; en vahimi üretici enflasyonu yüzde 80’e dayandı.

Üretici fiyatlarındaki bu inanılmaz artış, gelecek aylardaki tüketici enflasyonunun da düşmeyeceğinin garantisi gibi. Ve üretici enflasyonunun artmasının başlıca sebebi, döviz kurlarındaki artış.

Ekonomi bilimi bize basitçe şunu söyler: Enflasyon başka faktörler de rol oynamakla birlikte temelde parasal bir olaydır ve kendi paranızın satın ama gücünün, yani değerinin düşmesidir.

Sadece bugün açıklanan enflasyon değil, önümüzdeki aylar boyunca açıklanacak enflasyonlar da, Tayyip Erdoğan’ın TL’nin değerini serbest düşüşe bıraktığı 2021’in son dört ayının eseri olacak.

İşte bu büyük açmaz, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı siyasi olarak da bir köşeye sıkıştırıyor: Enflasyonla mücadeleye kalkışsa zamanı yok, mücadeleyi bırakıp ilan ettiği akıl dışı savaşı sürdürecek cephane de kalmamış durumda.

Bu şartlarda rasyonel düşünce bizi erken seçime götürür ama Erdoğan rasyonel düşünüyor mu acaba?