• 6.01.2022 06:36

İsviçre kökenli Amerikalı psikiyatrist Elisabeth Kübler-Ross 1969’da yayınladığı “On Death and Dying -Ölmek ve Ölüm” adlı kitabında, ölümle yüzleşen, ölmek üzere olan hastalardan hareketle bugün artık çok meşhur olan meşhur “Yas tutmanın 5 aşaması” veya “Kabullenmenin 5 aşaması” teorisini ortaya attı.

Kübler-Ross’un orijinal teorisi, ölümle yüzleşmek ve öleceğini kabullenmek hakkında.

Ölümle yüzleşmek ve öleceğini kabullenmek dile kolay. “Bizim inancımızda ‘Her canlı ölümü tadacaktır’ der, biz hazırız” demekten ve “Biz bu yola kefenimizle çıktık” diye nutuklar atmaktan değil, gerçekten kabullenmekten söz ediyoruz çünkü.

İnsan, itikadının derecesi ne olursa olsun, ölümle yüzleştiğinde zorlanır, ölümü kabullenmek sahiden çok zor.

Kübler-Ross’un teorisini duymuşsunuzdur ama ben yine de tekrar edeyim. İnsan, eğer başarabilirse, öleceğini kabullenme hissine genellikle dört aşamayı geçtikten sonra, beşinci basamakta ulaşır.

İlk basamak “inkar”dır. Doktor size kanser olduğunuzu, 6 ay ömrünüz kaldığını söyler, siz “Hayır” dersiniz, “Daha dün çok iyiydim. Ölüyor olamam. Bu teşhiste bir yanlışlık var. İkinci, hatta üçüncü bir doktora daha gözükmeliyim.”

Ama inkar da bir yere kadar. Bir süre sonra insan ikinci aşamaya geçer. Bu aşamanın adı “öfke.” Kişi bu aşamaya geçtiğinde özellikle yakın çevresindekilere öfkesini sergiler. “Neden ben?” diye sorar, “Böyle bir şey nasıl benim başıma gelebilir?” der ve suçlayacak birini veya bir şeyi arar. Genellikle de bulur.

Derken üçüncü aşama gelir: “Pazarlık.” Ölüm söz konusu olduğunda pazarlık elbette Tanrı ile yapılır. Tanrıya yakarılır, “Ömrümü uzat, daha iyi biri olacağım, daha inançlı olacağım” sözleri verilir. Eğer kılınmıyorsa beş vakit namaza başlanır, fazladan tespi,h çekilir, dualar edilir, hatta adaklar adanır.

Ve derken dördüncü aşama gelir: Depresyon. “Nasıl olsa öleceğim” der kişi kendi kendine ve gündelik hayattaki basit şeyler için bile “Ne gereği var ki” diye düşünmeye başlar, sessizleşir, etrafından ve hayattan kopar.

Aslında “depresyon”dan sonra “kabullenme” gelir. Sırası bu. Ama eğer insan yardım almıyor, kendi kendine bu aşamaları kat etmek istiyorsa, çoğunlukla depresyon aşamasında takılır kalır; bazıları depresyondan geriye öfke aşamasına dönerler. Bazıları, bazı aşamaları bir arada yaşar; yani aynı anda hem öfkeli olur, hem pazarlık yapar hem de depresyondadır.

Kabullenme dediğim gibi çok kolay değil ama insan kendi kendine “Tamam, madem mücadele edemiyor ve onu yenemiyorum, en iyisi hazırlanayım” dediğinde kabullenme de başlar.

Kübler-Ross, bu teorisini yayınladıktan bir süre sonra David Kesser adlı bir başka meslektaşıyla birlikte yazdığı bir kitapta bu “Yas tutmanın beş aşaması”nı sadece ölümle ilgili olmaktan çıkartıp kapsamını genişletti.

Örneğin bir yakının ölmesi, işsiz veya gelirsiz kalmak, boşanmak veya ilişkinin sona ermesi gibi şeyler de “yas tutma”ya dahil edildi. Gerçekten de, bütün kişisel kayıplarda farkında olalım veya olmayalım bu beş aşamayı tamamlarız. Bazılarımız çok hızlı tamamlar, bazılarımız mesela inkarda, mesela öfkede, mesela depresyonda çok uzun süre takılır kalır.

***

Bu yarı ansiklopedik anlatımı uzun uzun yapmamın sebebi iki demeç aslında.

Biri, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın önceki gün partisinin il başkanlarına hitaben yapmış olduğu konuşmada, “Enflasyonun da köpüğünü alacağız” demesi.

İkincisi ise Hazine ve Maliye Bakanı Nurettin Nebati’nin dün, “Ortodoks değil heterodoks politika izliyoruz” şeklindeki sözleri.

Belli ki, Cumhurbaşkanı Erdoğan da, Hazine Bakanı Nebati de, Türk ekonomisinde yaşanan şeyleri, basit gerçeği kabullenmiyorlar. Her ikisi de henüz inkar aşamasındalar.
Cumhurbaşkanı, enflasyonu gelip geçici, kazayla olmuş bir şey sanıyor. “Köpüğü var, doların köpüğünü nasıl aldıysak onu da aldık mı iş tamam” diye düşünüyor.

Oysa durum öyle değil. Önümüzdeki aylar boyunca da enflasyonun daha da yükseldiğine ve yüksek kaldığına tanıklık edeceğiz. Bir daha aylık yüzde 13’ün üzerinde enflasyon gelir mi, bilmiyorum ama bu yılın içinde yüzde 50’ler seviyesinde enflasyon görürsek şaşırmayacağım.

Cumhurbaşkanı, ekonomik sorunlarımızla ilgili olarak aslında bir hayli uzun zamandan beri inkar aşamasında. Kabullenmeye en fazla yaklaştığını düşündüğümüz an, Berat Albayrak’ın istifası sonrası girdiği yoldu. Ama maalesef üç ay sonra o yoldan çıktı, yeniden inkar aşamasına geri döndü.

Nurettin Nebati’nin durumu ise daha acıklı. “Çok bilmiş bir laf edeyim de üste çıkayım” diye düşünmüş olabilir. Türkiye belki tarihinde hiçbir zaman iktisadi anlamda “ortodoks” olmadı, biz hep heterodoks politikalar izledik. Dünya üzerinde heterodoks politika izleyip de başarılı olmuş çok az örnek var, biz hep özenmemize rağmen hiçbir zaman onları da tam olarak taklit edemedik.

Öyle bir zor dönemdeyiz ki, büyük projelere gerek yok, gerçeği kabullenip aklın gereğini yerine getirmek bile büyük bir kazanç.