Bir ‘büyük resim’ yazısı da benden: Türkiye neden kısa vadeli bakıyor?

  • 3.03.2022 06:12

İki yazı üst üste büyük strateji dehalarını eleştirdikten sonra dayanamadım ben de bir “büyük resmi gördüm” yazısı yazdım.

Madde madde gidelim:

1. Savaşa ilke olarak karşı çıkmak, hele meşru gerekçelere dayanmayan savaşları eleştirmek insan olmanın da, devlet olmanın da gereğidir.

2. Saldıran, ilk kurşunu sıkan taraf, meşru bir savaş yürütmüyordur. Ukrayna’ya durduk yerde saldıran, saldırmak için uluslararası toplumu iknaya yönelik yalandan bile olsa gerekçe dahi aramayan taraf Rusya’dır.

3. “Ama Ukraynalılar da arandılar” anlamına gelen ABD-NATO-komedyen lafları, tecavüze uğrayan kadınlara “Ama siz de mini etek giymişsiniz” diyen erkeklerin laflarından farksız değildir. Saldırıya uğrayan, herhangi bir suçta mağdur olan o suçtan ötürü suçlanmaz; saldırgan suçlanır.

4. Türkiye, Rusya’nın bu saldırganlığını daha ilk andan itibaren kınamakla ve Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü savunmakla üzerine düşen ahlaki yükümlülüğü yerine getirdi.

5. Ama ülkemizin yegane ahlaki yükümlülüğü bu değildi. Avrupa Konseyi oylamasında çekimser oy verilmemeliydi.

6. Montrö Antlaşmasını uygulamak ilk bakışta doğru gibi gözüküyor ama bu biraz da Birleşmiş Milletler’in Yugoslavya iç savaşındaki silah ambargosuna benziyor. Bosnalı Müslümanlar silah alamıyordu ama Sırbistan, Sırp ayrılıkçılara istedikleri her silahı veriyordu, çoğu zaman kendi ordusuyla da bizzat savaşa taraf oluyordu. Ambargo Bosna savaşında dengeyi Sırplar lehine bozuyordu yani. Bu son savaşta ve Montrö uygulamasında da, saldırgan Rusya zaten Karadeniz’de üstün donanma gücü bulunduran taraf; diğer tarafların girmesine izin vermemek, Ukrayna’yı değil Rusya’yı savunmak gibi.

7. Bütün dünya Rusya’ya karşı ekonomik yaptırımları devreye almışken ve sivil uçuşlara hava sahalarını kapatırken Türkiye’nin bunlara “Biz ilke olarak karşıyız” diyerek katılmaması, ülkemizi yönetenlerin kısa görüşlülüğünün tipik bir örneği.

8. Avrupa Konseyi’nde çekimser kalmak, yaptırımlara katılmamak, hava sahasını açık tutmak hep Rusya’yı kızdırmamak için atılan adımlar. Amaç kısa dönemde Rusya’dan turist gelmesini, zaman içinde de Rus mali sisteminin Türkiye üzerinden ayakta kalmasını sağlamak. Bir zaman sonra Rusya için çalışan “Rıza Zarrap”lar aramaya da başlarız.

9. Rusya’nın Ukrayna’yı işgale girişmesi, dünyanın her yerinde benzer şekilde yorumlandı: “Bu sayede ölmekte olan NATO canlandı, eski Soğuk Savaş’ın bir versiyonu yeniden devreye giriyor.”

10. Putin Rusya’yı yönetmeye devam ettikçe NATO’nun güçlü ve sürekli alarmda kalacağını, Soğuk Savaş’ın ise bir anlamda yeniden canlanıp Avrupa’yı yeniden dünyanın merkezi haline getireceğini varsaymalıyız.

11. Bu, normalde ülkemizde de durumun değişmesi, Türkiye’nin yeniden NATO ve ABD için önemli bir “kanat” ve “cephe ülkesi” haline gelmesi anlamına gelir.

12. Amerika’da 12 Eylül saldırıları olduğunda Kemal Derviş burada bir fırsat gördü, Başbakan Bülent Ecevit de aynı görüşteydi. O sırada sergilenen dayanışma sayesinde Türkiye 2003’te ABD’nin Irak teskeresini reddetmiş olmasına rağmen hem mali olarak hem de Avrupa Birliği adaylığı konusunda ABD’den inanılmaz bir destek aldı. Aynı desteği Obama da iktidara geldiğinde sürdürdü, ta ki Suriye iç savaşında 2013’ten itibaren Türkiye ikircikli davranmaya başlayana kadar. (Biz o dönem DAEŞ’i ‘daha küçük düşman’ buna karşılık PKK uzantısı YPG’yi bir numaralı düşman gördük ve Batı ile aynı çizgi üzerinde olmaktan o zaman ayrıldık. Oysa dünyadan bugünkü kadar dışlanmış olan Putin bile DAEŞ düşmanlığı ile yeniden Batının gözünde “iyi adam”a dönüştü, Suriye’yi işgal etmesine kimse ses çıkarmadı.)

13. Aynısı değilse de benzer bir fırsat bugün de var. Ukrayna Avrupa Birliği’ne tam üye adaylığını savaş ortasında açıklıyor da, Avrupa savunması için bu denli önemli olan Türkiye neden AB tam üyelik müzakerelerinde ilerleyemiyor?

14. Ukrayna’da başlayan işgal girişimi, Tayyip Erdoğan ve iktidarına altın tepside sunulmuş bir Batıya, Avrupa’ya dönüş fırsatı.

15. Elbette bu dönüş, “Türkiye olduğu gibi kalsın, biz onu içimize alalım” şeklinde olmayacaktır. Türkiye’nin yeniden hukuk devleti, özgürlük ve demokrasi rotasına girmesi gerekecektir.

16. Türkiye’de Batı düşmanlığı esas olarak 2013’ten itibaren Ak Parti propaganda makinesinin ve Tayyip Erdoğan’ın çabalarıyla büyütülmüştü ama bugün Ak Parti ve MHP’ye oy veren yüzde 40 civarında vatandaşın bile tamamında onay görmeyen bir seviyede. Halkın ezici çoğunluğu demokrasi ve özgürlük istiyor; bunu Cumhur İttifakı’nın oylarının azalmasında görüyoruz zaten.

17. Kısa vadede Rusya’dan gelecek turizm geliri ve diğer karanlık para yerine orta vadede ülkenin çıkarını görmek gerekir.

18. Bu savaş, tarafsız kalınabilecek bir savaş değil. Kaldı ki Türkiye zaten taraf. Sadece taraf gibi hareket etmiyor.

19. “NATO sadece laf ediyor” diyerek küçümseyen ve Batı düşmanlığına devam eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kendisi ne yapılmasını öneriyor? Nükleer savaş çıkarmayı mı?

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar