Bir şiddet sarmalı içindeyiz. Öfke patlamaları sokaklara taştı.

Kadınlara uygulanan rezil şiddete yüreğimiz dayanamıyor artık.

Ancak içine düştüğümüz şiddet sarmalı onunla sınırlı değil.

Sosyal medyada her gün bir iş yerinde çalışana, sokakta yaşlılara, çocuklara, trafikte insanlara uygulanan şiddet, saldırı, yaralama, darp görüntüleri yayınlanıyor.

Tahammülsüz, sabırsız, kavgacı, şiddet eğilimli insanların sayısı her geçen gün artıyor sanki.

Ne oluyor? Neden böyle olduk?

Tek bir sebebe bağlarsak yanılırız.

Tek bir kesime yüklenirsek yanılırız.

Tek bir olaya indirgersek yanılırız.

Sorunun kaynağını değil, kaynaklarını bulmamız gerekir.

HER KESİMDE ŞİDDET ARTIYOR

Toplumda siyasi kutuplaşmanın, ayrışmanın nedenlerini, politikacılarımızın kullandığı agresif dil ve sert davranış biçiminde aramalıyız.

Siyasi liderlerimiz birbirilerine karşı nezaket sınırlarını aşan, hakarete varan sözlerle hitap ediyor, kavga ediyorlar.

Onları gören taraftarları çıtayı yükseltip, daha sert ve hakaret dili kullanıyorlar.

Ekranda yorumcular, gazetede köşe yazarları inceliği, nükteyi unuttu. Sokakta bile az rastlanan bir üslupla siyasi polemik yapıyor, “hasım” gördüğü meslektaşına, farkı partideki insanlara yükleniyorlar.

Farklı düşünen gazeteciler sokak ortasında saldırıya uğruyor. Levent Gültekin kaçıncı gazeteci oldu artık sayamıyoruz.

Sokakta kadına, gazeteciye, siyasetçiye, şoföre, hastanede doktora, sağlık çalışanına, okulda öğretmene, öğrenciye, büfede gariban çalışana, garsona, mülteciye, dilenciye… anlayacağınız herkese acımasız bir şiddet uygulanıyor.

O yetemiyor, sokak hayvanlarına, gariban atlara insan vicdanına sığmayan kötülükler yapılıyor.

İnsanların tahammül sınırları kalmadı. Konuşmak mümkün değil, illa ki kavga edecekler.

Tüm bunları sadece siyasilerin kullandığı dile bağlamak doğru olmaz.

Bize bir şey oluyor ve bunu anlamak için uzmanlarımızın daha çok kafa yorması gerek.

SON 70 YILIN EN BÜYÜK TRAVMASI

Sanki az sorunlarımız vardı, bir de pandeminin yarattığı sorunlar geldi üstüne.

Dünya Sağlık Örgütü, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra en büyük ekonomik durgunluk ve fakirleşmenin şimdi yaşandığını açıkladı.

Bununla beraber savaş döneminden daha büyük bir “küresel travma” geçirdiğimizi açıkladı. Uzun yıllar psikolojik travmanın etkisinde kalacakmışız.

Yani topluca bir travmanın içindeyiz.

Yaşadığımız şiddet sarmalının bir nedenini de burada görmeliyiz.

Evlerine kapanan ve travma geçiren herkes sosyal medyaya sarılıyor. Öfkesini, nefretini, şiddetini orada kusuyor. Sonra buradan bir tepki doğuyor ve o tepki başka öfke patlamalarına neden oluyor. Anlayacağınız ürkütücü bir kısır döngü içinde, öfke öfkeyi besleyerek sokaklara taşıyor.

BAKANLIĞIN OLAYA EL ATMASI ŞART

Toplumu gözleyen psikologlarımız, bu duruma karşın önerilerde bulunmalılar.

Ancak bana sorarsanız bu konu tam olarak Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımızı ilgilendirir. Toplum sorunlarıyla ilgilenen bakanlığımız burası çünkü.

Bizi bu şiddet sarmalından çıkartacak politikalar üretmeliler.

Büyük bir rehabilitasyon çalışmasına ihtiyacımız var.

Toplumun her kesimini içine alan, bizi şiddet sarmalarına iten her konuyu açıklıkla tespit eden ve çözüm üreten bir proje geliştirmemeliler.

Uzmanları bir araya getirip, siyasetçisinden gazetecisine, şoföründen sağlık çalışanına kadar, herkesin ne yapması gerektiğini tespit eden ve bunu bir uygulama kampanyasına dönüştüren bir çalışmadan bahsediyorum.

Başka türlü bir şiddet sarmalından çıkamayız.

Uzun süreli bir travma dönemine girdiğimize göre, önümüzdeki günlerde sokakta gördüğümüz şiddet daha da artacak demektir.

Bu yüzden bir şeyler yapmak zorundayız.

  • Abone ol