Siyaset dünyası son yılların en zor günlerini yaşıyor. Bu zorluk, yargının verdiği kararlara karşı alınacak tutumla ilgili.

Sanırım sadece siyaset dünyası değil, hepimiz bir karar vermekte ve bir savunma yapmakta zorlanıyoruz.

Sıkıştık…

Sorunumuz, geride kaldığını düşündüğümüz birçok problemin yeniden önümüze gelmesi. Eski tartışmaların daha mürekkebi kurumadan yeniden aynı konuları tartışmak zorunda kalıyoruz.

Lakin ülkenin ve dünyanın şartları değişti, algılar değişti, ilişkiler değişti, siyasi atmosfer değişti ve bu nedenle daha önce savunulan fikirler şimdi zor savunuluyor.

ANDIMIZ KONUSU KAPANMIŞTI SANIYORDUK

AK Parti andımızın okullarda okutulmasını 2013’te kaldırdığı zaman gerekçelerini cesurca ve tereddütsüz sıralamıştı.

Metni yazan Reşit Galip’in totaliter ve baskıcı tutumunu eleştirmiş, metnin kutsal bir metin olmadığını, askeri darbelerde değiştirilerek bir dayatma aracına dönüştürüldüğü söylenmişti.

Başbakan Erdoğan bu konuda uzun konuşmalar yapmış ve şöyle demişti birinde:

“Ant uygulamasının Cumhuriyetimizle uzaktan yakından ilgisi yoktur... 30'larda Hitler ve Stalin gibi toplumu formatlamak için bu tür uygulamalar yapılıyordu. Dünyanın hiçbir gelişmiş ülkesinde çocukların içtimaya dizildiği, ırkçı sloganlar okunan metinler göremezsiniz. (08.10.2013)

Yargı kararından sonra Erdoğan ve AK Parti’den bir açıklama gelmedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan dün, “Aynı zamanda milli andımız olan İstiklal Marşı bize niçin birlik olmamız, vatanımıza niçin sahip çıkmamız, niçin devletimizi güçlendirmemiz gerektiğini de anlatıyor”. Bu cümleyi andımız tartışmasına bir cevap olarak söylediğine dair yorum yapanlar oldu. Doğrusu bunu teyit ettiremedim ekibine.

Ancak olayın sıcaklığı ve gerilimi halen devam ediyor. MHP andımızın yeniden okunmasını savunuyor. CHP ve İYİ Parti de aynı şekilde.

İşte siyasette zor karar verilmesi gereken, zor savunulacak konulardan biri budur.

AK Parti'nin andımızın kararını destekleyen biri olarak, Reşit Galip’in yazdığı bu metnin Cumhuriyetin vazgeçilmez temel değeriymiş gibi gösterilmesini hala yanlış buluyorum. 8 yıldır okunmuyor metin, çocuklarımız Cumhuriyet düşmanı mı oldu? Hayır…

“PARTİ KAPATMA SON ÇARE OLMALI”

Türk siyasi tarihinin en tartışmalı konularından biridir parti kapatma. Milli Görüş hareketinin nerdeyse tüm partileri kapatıldı. Aynı şekilde HDP çizgisindeki partiler de kapatıldı.

En son parti kapatma davası 2008’de, dönemin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya tarafından tek başına iktidar olan AK Parti’ye açılmıştı. O gün AK Parti genel merkezinde yaşananlara şahit olmuştum. Benim adım da AK Parti’yi kapatma davasında gerekçe maddelerinden biriydi.

Koşulsuz ve tartışmasız bir şekilde parti kapatmaya karşı çıkılmıştı o gün.

AK Parti, Anayasa Mahkemesi’ne verdiği 98 sayfalık metne “savunma” değil, “cevap” adını vermeyi uygun görmüştü.

Genel Başkan Recep Tayyip Erdoğan imzasını taşıyan metin, aynı zamanda güçlü bir demokrasi ve özgürlük vurgusu taşıyordu.

Bir cümlesinde şöyle deniyordu:

“Türk hukuku bakımından bir siyasi parti ancak istisnai durumlarda ve en son çare olarak kapatılabilecektir”.

AK Parti kapatılmadı. Siyasi partiler kolayca kapatılmasın diye kanunlarda değişiklik yapıp, demokratik adımlar attı.

Bugün aynı netlikte cümle kurmakta, HDP’nin kapatılması konusunda karar vermekte zorlanıyor AK Parti.

İtiraf edeyim, HDP dahil, parti kapatılmasına karşı çıkan biri olarak, HDP’yi ve Gergerlioğlu’nu savunmakta ben de kişisel olarak çok zorlanıyorum.

HDP’Yİ SAVUNMAK İMKANSIZ HALE GELDİ

Katıldığım tüm açık oturumlarda şunu ifade ettim: Partilerin kapatılmasına karşıyım. HDP’li siyasetçilerin Meclis’te bölgelerini ve seçmenlerini temsil etmesini savunuyorum. Ancak HDP ve onu yönetenler öylesine kötü bir siyaset izliyorlar ki, onları savunamıyoruz. Tek yapmaları gereken şey, tüm dünyanın kabul ettiği gibi, terörden uzaklaşmaları. Şuna şaşıyorum, Selahattin Demirtaş’ın hiç mi özeleştiri yapacağı bir hatası yok? Neden HDP’den bir özeleştiri cümlesi duymadık?

Sonraki günlerde eski bir HDP’li siyasetçi beni arayarak televizyondaki konuşmamı Demirtaş dahil birçok HDP’linin izlediğini, bazılarının hak verdiğini söylemişti. Ancak o günden bugüne tek bir cümle dahi PKK’ya karşı söz söylemediler.

Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun HDP içinde durumu biraz farklı. İnsan hakları konusunda yaptığı bazı çalışmalara ben de olumlu bakıyorum. Gara Operasyonu sonrasında yazdığım yazıda, “tek bir cümle de 13 insanın kafasına kurşun sıkan terör örgütü için söyleseydin inandırıcı olurdun” demiştim.

Gergerlioğlu’nun bugüne kadar, PKK’nın öldürdüğü ya da mağdur ettiği siviller, kamu görevlilerini net bir şekilde savunduğunu ve tavır koyduğunu göremedim.

Bu tutum, gerçek bir insan hakları savunucusu olduğu konusunda şüpheye düşürüyor insanı.

HAK ETMEDİĞİMİZ BİR ORTAMA SÜRÜKLENDİK

Ancak tüm eleştirilerime rağmen, bir tiviti RT ettiği için mahkum edilmesini yanlış buluyorum. Zorla Genel Kurul’dan çıkartılma girişimlerini kabullenemiyorum.

Ben HDP seçmeninin gönlünü kazanıp, oylarını alıp HDP’nin siyaseten böyle kapatılması gerektiğini savunuyorum hala. Zor olsa da doğru yol budur.

Gergerlioğlu ile fikren tartışmak, onun yanlışlarını ortaya koymak ve milletin gönlünde mahkum edilmesini savunuyorum. Yargı eliyle değil.

Zor kararlar ve zor savunmalar bunlar.

Hak etmediğimiz bir ortam oluştu.

Özgürlükler ve demokrasi konusunda bu kadar bedel ödemiş, bu kadar yol kat etmiş bir ülkenin, tekrar geriye dönüp, aynı tartışmaları yapmasını büyük bir kayıp olarak görüyorum.

  • Abone ol